Seslisozluk.com Forums   Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers


Go Back   Seslisozluk.com Forums > English language help, discussion and fun > Politics and News

 
 
LinkBack Thread Tools Display Modes
  #1 (permalink)  
Old 2007-04-22, 15:08
Senior Member
 
Join Date: Oct 2005
Posts: 133
reiki is on a distinguished road
Default darbe gunlugu- kriminalistik

Deniz kuvvetleri eski komutani emekli oramiral Ozden ORNEK`e ait oldugu iddia edilen gunluk uzun suredir ulke gundeminde. En son Nokta dergisi de baskilara dayanamadi ve sahibi dergiyi kapatti.

Soru

Mademki bu gunluk el yazisiyla yazilmis ve bu gunlugu tutan kisi yazi yazarken defalarca gunluge dokunmus ve parmak izi birakmis...

Neden bir sorusturma acilarak gunlugu tutan oldugu iddia edilen kisinin ornek el yazisi ve parmak izleri alinarak, gunlukteki yazi ve parmakizleriyle mukayese edilip bir expertiz raporuyla bu konu bir sonuca baglanmaz????????????????
yokmu meslekten ihraci goze alabilecek bir savci daha??
  #2 (permalink)  
Old 2007-04-23, 02:19
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

http://www.hakimiyetimilliye.org/index.php?news=926

Fethullahçı Tezgâh...
Yazan: Hikmet ÇETİNKAYA, Nisan 19,2007

Oyunun ilk bölümü sahneye konuldu, ama hiç izleyici toplamadı...

Adı "büyük" olan medya, sahte günlüklere balıklama atladı önce...

Dönekler hemen kalemlerine sarıldı, dört koldan yaylım ateşine başladı. Eski Genelkurmay Başkanı Özkök Paşa, İzmir Narlıdere'den Anadolu Ajansı 'nı evinde ağırladı...

Kafalar karışmıştı...

2004 kışında ya da 2004 yazında dört general darbe mi yapacaktı?

Olup bitenleri 10 yıldır ABD'de FBI korumasında ve CIA şemsiyesi altında yaşayan Fethullah Gülen çok yakından izliyordu...

Dedi ki:

"Hilmi Özkök Paşa, albaylığa terfi ettiğinde biz çok şaşırmıştık..."

Nokta dergisi Fethullahçıların eline geçmişti. Paraları boldu. Kendilerini hâlâ "solcu" sayan üç-beş döneği kadrolarına alıp hedef belirlemişlerdi:

"Cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratmak..."

Okurlar merak ediyor, Nokta dergisinin üst düzey yöneticisini!..

Söyleyeyim: Genel Koordinatör Haluk Görgün (Samanyolu TV'nin eski Ankara temsilcisi).

Nokta dergisine Fethullahçılar, iki bin sayfalık bir dosya ve slaytlar gönderiyor...

İki bin sayfalık dosyada neler var?

Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek 'in günlüğü...

Örnek'in günlüğü Heybeliada Deniz Lisesi'ne girdiği 1950 yılından başlıyor ve emekliliğine dek sürüyor...

Günlük, Nokta dergisinde yayımlandı. Aynı gün Özden Örnek bir açıklama yaptı:

"Ben yaşamım boyunca hiç günlük tutmadım."

***

Nokta dergisinin yayımladığı günlükler sahteydi...

Şimdi soruyorum:

Emekli Oramiral Özden Örnek 1950 yılından başlayıp emekli olana dek (26 Ağustos 2005'te emekli oldu) tuttuğu günlükleri bilgisayara mı yazdı?

Yüz sayfa değil, iki yüz sayfa değil, tam iki bin sayfa...

Defterleri evinden çalınıp bilgisayara mı yazıldı?

Medya bu olayın üzerine gitmedi; bunu Fethullahçıların bir tezgâhı olduğunu ne yazık ki vurgulamadı, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt basın toplantısında "bir tarikat üzerine" vurgu yaptı...

İki bin sayfa kolay kolay yazılmaz. Biliyorsunuz yıllar önce " Hitler 'in günlüğü" ortaya çıkmıştı. 1930 'lu, 1940 'lı yılların kâğıtlarına sahte "Hitler'in Günlüğü" yazılmıştı. Üstelik Hitler'in el yazısı taklit edilerek. Amaç, para kazanmaktı.

Emekli Oramiral Özden Örnek'in iki bin sayfalık günlüğünü yazan, "din baronu" nun müritleriydi. Müritler, Türkiye Cumhuriyeti devletinin istihbarat birimlerinde, ABD'deki üniversitelerde görevliydiler.

Sahtekârlığın boyutu bir kişiyle sınırlı değil, bir örgüt işiydi ve ekip çalışmasıyla yapılmıştı.

Bazıları bu olayı, AKP iktidarıyla bağlarını "cemaatçi ilişki" diyerek "Fethullahçılar" ı aklamaya çalışıyorlar.

İşin içimi acıtan yanı, bu sahte günlüklere DİSK gibi bir sendikanın yöneticilerinin de inanıp 14 Nisan'da Ankara'da Tandoğan Alanı'ndaki "Cumhuriyet Mitingi" ne katılmamasıydı...

DİSK dün bir bildiri yayımladı. Bildiride "Kimse cin olmadan adam çarpmaya çalışmamalıdır, önce herkes haddini bilmelidir" deniliyor...

Bildiriyi sanki Başbakan Recep Tayyip Erdoğan kaleme almış. Biçem, sanki Erdoğan'ın Mersin'deki üreticiye "Ananı da al git" demesi gibiydi.

Bakın ne deniyor DİSK'in açıklamasında:

"... Düzenleyiciler arasında bizim tasvip edemeyeceğimiz bazı kişi ve kurum adlarının geçmesi nedeniyle , yetkili kurumlarda tartışarak mitinge kurumsal kimliğimizle katılmama kararı aldık."

***

DİSK'in adını vermediği kurum, bence Atatürkçü Düşünce Derneği ve derneğin genel başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur !..

Çünkü Eruygur Paşa, "sahte günlük" te darbe hazırlığında olan dört generalden biriydi. TBMM Başkanı Bülent Arınç da 14 Nisan mitingi için "Darbecilerin peşinden gitmeyin" demişti.

Bu kadarı da olmaz ve DİSK'e böyle bir biçem ve davranış yakışmaz!

DİSK , Fethullahçıların oyununa gelmez.

Ama geldi işte!..

DİSK yöneticileri hiç konuşmasalar daha iyi!..

Genelkurmay Başkanlığı'nın önünde sivil kişinin sarı zarflar içinde sahte belge dağıtması, komutanların cep telefonlarına Fethullahçıların on binlerce mesaj atmaları örgütlü bir eylemdir, bunu görmemek ise ahmaklık!..

İki bin sayfalık sahte günlük...

Türk-İş'in Fethullahçıların oyununa gelmesini anlıyorum da DİSK'in bu oyuna nasıl geldiğini , inanın hiç anlayamıyorum...

Yazıma noktayı koymuştum, telefonum çaldı. Arayan, kahpece katledilen Kemal Türkler 'in damadı Oğuz Soydan 'dı...

Aynen şöyle dedi:

"DİSK'le ilgili yazılarınızı okudum. Eleştirilerinizde haklısınız. Eşim Nilgün ve ben teşekkür ediyoruz, Türkler ailesi adına. Kemal Türkler'in gerçekten, DİSK'in bu tavrı karşısında mezarda kemikleri sızlıyordur."
  #3 (permalink)  
Old 2007-04-23, 02:41
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6509

Emekli General Özkök Neden Konuştu? Ne Demek İstedi?
Ömer Sunman

Dostlarım,

Eski Genel Kurmay Başkanı emekli orgeneral Hilmi Özkök birden bire konuştu bazılarına göre hiçbir şey söylemedi bence çok açıkça bazı konuları işledi. Nasıl mı;


Ø Öncelikle Emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'in not defterinden çıkarıldığı ileri sürülen, Utah ABD menşeli iddiaların gerçek veya uydurma olduğu konusunda iki yönlü konuşarak "hem de Utah menşeli iddia sahip veya sahiplerine saygısını vurgulayarak" görevini (!) yaptı.

Ø Nedense, Sayın Generalle konuşan Anadolu Ajansı muhabiri

" Atatürk bu ajansı böyle çanak sorular ve çirkin görevler için mi kurmuştu? Diye düşünmemek mümkün değil"

( Sizin için de Fettullah Hocanın adamı olduğunuz hakkında bizzat Fettullah Hocanın ağzından yapılmış açıklama, bu açıklamaya şahit olan Emin Şirin tarafından yapıldı ve yalanlanmadı,ne diyorsunuz?Utah'ın iddialarına saygı duymanızın nedeni bu mudur?) sorusunu sormadı

,sormak istemedi, belki de bu konuda özel talimat da almış idi.

Ø Emekli General bir yandan torununu severken verdiği röportajda, yine nedense açık,seçik

" Benim bulunduğum hiçbir toplantıda TSK nın idareye el koyması,müdahale etmesi veya bu anlama gelen bir öneri tartışılmamış ve tarafımdan bir harekat girişimi de önlenmemiştir"

gibi ifade vermediğine göre de zımmen "sükut ikrardan gelir anlayışı doğururcasına"

(Konu yargıya intikal etmiştir Özden Amiral de böyle bir defteri olmadığını söylemiştir. Yargı sonuçu tayin edecektir)

gibi bir ifade ile ikinci bir Deniz Kuvvetleri eski komutanını kamuoyunda güç durumda bırakmayı seçmiştir.

Ø Aynı Generalin görevde iken kendisinden önceki dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami Erdil ve ailesini nasıl kamuoyunu tatminden uzak iddialarla mahkeme ettirip mahkum olmasına göz yumduğunu hatırlarsak; mensubu olduğu artık ayan olmuş mürteci taifesinin ta Erbakan Hocanın devrinde Rahmetli Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya'nın önderliği ile yediği silleden beri sürekli Amiraller üzerindeki intikam seferberliğinin yeni bir gösterisi ile karşı karşıya olduğumuzu var sayabiliriz.

Ø Sormak gerekir ki ; henüz Genel Kurmay Başkanı Emekli Oramiral Örnek ve Emekli Orgeneral Şener Özuygur için soruşturma izni vermemiş, hatta Sayın Örnek bizzat Şişli başsavcılığına müracaatla Utah menşeli iftira destanı için sivil yargıdan kovuşturma istemişken, Hilmi Özkök konunun yargıya intikalinden neyi kastediyor?

Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın da kendisinin Oramiral Erdil'e yaptığının aynını Oramiral Örnek'e uygulamasını mı önermektedir?

Özcümle, TSK yı yıpratıp kamuoyunda güvenilirliğini törpülemek gayretlerine Emekli Orgeneral Özkök ilginç bir katılımda bulunmuştur.

Ülkenin artık herkesçe açıkça kabul edilen bu zor günlerinde bu katılımın ne anlama geldiğinin betimlenmesini sizlere bırakıyorum dostlarım.
  #4 (permalink)  
Old 2007-04-23, 02:42
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=6477

Hilmi Özkök'le Bağlantıyı Kim Kurdu?
Açık İstihbarat Özel

Emin Şirin; Kasım 2006'da Nazlı Ilıcak'la Fetullah Gülen'i ziyaretlerinde Fetullah Gülen'in Hilmi Özkök'ün "demokratlığını" öven sözlerinden kamuoyunu haberdar ettiğinde, bu tek taraflı bir takdir ifadesi olarak algılanmıştı. Bölgedeki
planları bozabilecek tek güç olan TSK'yı koca bir STK'ya dönüştürürkenki
sessizliği, AKP ile şiir gibi uyumu ve başındaki çuvalı taşırken bile yüzünden eksik etmediği gülümsemesi ile bu şüpheleri pekiştirmişti ama yine de kimse Ankara kulislerini çalkalayan, ordu kademesinde huzursuzluklara yolaçan bu söylentileri Türk Silahlı Kuvvetleri'nin
başında bulunan şahsa kondurmak istemiyordu.

Fetullah Gülen'in "onun Albay bile olmasına" şaşırmıştı; Türk Milleti onun "çavuş bile olamayacak generaller" hakareti dahil, Genelkurmay Başkanlığı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin prestijinin ve saygınlığının dolaylı ve dolaysız yollarla onlarca kez ayaklar altına alınmasına sessiz kalmasına şaşırdı.

Emekliliği sonrasında İzmir'de özel bir dinlenmeye çekilen Hilmi Özkök'ü Cumhurbaşkanlığı makamına yaklaştırma çalışmaları NOKTA üzerinden sızdırılan "Özden Örnek'in Günlükler" ile hız kazandı.

NOKTA; doğruluk/yanlışlık tartışmaları bir yana; günlükleri, "darbeci komutanlara karşı demokrat Hilmi Özkök" tonlamasının altını çizerek verdi.

Operasyonun ana hedefi; TSK'yı yıpratmaktan çok, Genelkurmay Başkanlığı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri'nin hiç bir dönemde yıpranmadığı kadar yıpranmasına vesile olan Hilmi Özkök'ün parlatılmasıydı.

Açık İstihbarat olarak "bir kere daha düşünün" diyoruz.

Türkiye'yi BOP'un ağına dolamak isteyen küresel güçler açısından Tayyip Erdoğan, Hilmi Özkök veya Hikmet Çetin arasında hiç bir fark yoktur.

Hepsi de; bu ülkeyi "federasyon/başkanlık" sistemi görüntüsü altında parçalayacak sürecin, kitleyi asimetrik safsatalarla uyutacak aktif katılımcıları olacaktır. Tek fark görüntüleri üzerinden uyutacakları ve tahrik edecekleri kitlelerin farklılığıdır.

İmralıdaki İ.T.'e "sayın" diye hitap edip, şehitlerimize "kelle" sıfatını layık gören Erdoğan niye Cumhurbaşkanı olamazsa;

Başındaki çuvalı taşımaktan gocunmayıp, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin başkomutanı olan şehit anasına "vatan sağolmasın" dedirten Özkök o yüzden Cumhurbaşkanı olamaz.

Hikmet Çetin'in niye olamayacağını ise ileriki günlerde dikkatinize sunacağız.

Aşağıdaki belgeyi;

Ankara'da siyaset adına yaşanan kepazeliklerin,
başkenti saran cemaat ve rant şebekelerinin Genelkurmay Başkanı belirlemeye cüret edecek noktaya gelmelerinin net göstergesi olarak dikkatinize sunuyoruz.

Bir mafya başının avukatı üzerinden kamuoyuna iletmeye çalışıp duyuramadığı bu basın açıklaması; mafya babaları ile birlikte anılan bakanların, Emniyet müdürlerinin; cemaat ağaları ile birlikte anılan Genelkurmay Başkanlarının acı ve üzücü bir belgesi olup, Türk Ordusu'na sızma girişimlerinde kimlerin nelere cüret edebildiğini kamuoyuna duyurmaktadır.

ABD'nin himayesindeki Fetullah Gülen'in özel bir ilgi duyduğu Hilmi Özkök'ü Cumhurbaşkanlığı'na taşıma operasyonunda görevini layıkıyla getiren NOKTA'nın asla yayınlayamayacağı bu belgeyi Aziz Türk Milletinin dikkatine sunuyoruz.

Açık İstihbarat

(Sayfalarının görüntülerini de yayınlayacağımız bu açıklama 16 sayfadan ibaret olup, bir ön yazı ile, Tekirdağ'da 1. Nolu F Tipi Cezaevi'nde bulunan Kürşad Yılmaz tarafından avukatına iletilmiştir. Faks geçilmesi sırasında sayfa kenarlarında kalması nedeni ile kaybolan harflerden dolayı anlam eksiklikleri olan yerler (-) işareti ile belirtilmiştir. Cumhurbaşkanlığı Denetleme Kurulu'ndan, Genelkurmay Başkanlığı'na kadar bir çok noktaya iletilen, el yazısı ile yazılan ve imzalanan bu açıklamadaki vurgular tarafımıza aittir.Cümle düşüklükleri, imla hataları aynen korunmuştur. )

************************************************** *******************


(Sayfa 1)

BASIN AÇIKLAMASI


Ben Yakup Kürşad Yılmaz

Geçmişimde, daha sonra yüce Türk yargısının verdiği kesinleşmiş kararlarla cezalarını çektiğim suçlarım oldu. Tahliye olduktan sonra yasanın suç saydığı hiç bir eyleme katılmadım, planlamadım ya da bu anlamda bir talimat vermedim. Tahliye olduktan sonra , yasanın suç saydığı hiç bir oluşuma destek vermedim, girmedim bulunmadım.

Ancak aşağıda anlatacağım üzere tahliye olduktan sonra çok ciddi oluşumlar gördüm, çok daha ciddi eylemlere tanık oldum. Bütün bunları saygıdeğer kamuoyu ile paylaşmak istiyorum. Kanu hakkında, siyasi kurumlar ve Beşiktaş Adliyesinde bulunan (-)çığ mantalitesindeki bu siyasetin yargıyı yönetmesi
çaba(-) bulunanların haricindeki her kurum ve her kişiye bilgi ve ifade vermeye hazır olduğumu arz etmek isterim.

Hakkımda ki mahkumiyet kararlarının infazı ile tahliye olduğum 24 Mayıs 2002 tarihinden bu güne gelişim ile alakalı olan yaşananları, hiç bir kısmını gizlemeden, hiç bir isim saklamadan anlatıyorum. Bu aynı zamanda bir cemaatin aziz devletimi nasıl çepe çevre sarıldığının da hikayesidir.

Şartlı tahliye çerçevesinde 24 Mayıs 2002 tarihinde Bergama cezaevinden tahliye olmam, aslında benim için bir şanstı. Şansı iyi kullanacak ve tahliye sonrasındaki hayatımda bir daha suça bulaşmayacaktım. Bu düşüncemide her fırsatta ve zeminde deklara ettim. Hatta öyle ki geçmiş düşmanlarıma da tahliye sonrası hayatımda malıma, canıma namusuma dokunulmadıktan sonra bir hesabım ve kinim olmadığını söyledim.

Ben, infaz sonrası tahliye olduktan sonra gac farizasını yerine getirme kararı verdim. Bu maksatla pasaportumu almak üzere İzmit Emniyet Müdürlüğü'ne müracaat ettim.

(Sayfa 2)

Tüm işlemlerim yapıldı, yurtdışına çıkış yasağımda bulunmamaktaydı. Pasaport işlemlerine dair harç yatırdım. (-) Bu sırada "aranmam var" gerekçesi ile gözaltına alındım. Ertesi gün aranmam olmadığı anlaşılınca da bırakıldım. Bırakılırken tüm işlemlerim bitmesine rağmen pasaportum verilmedi ve bana "bir kaç gün sonra gel veririz" dendi. Takipeden bir kaç gün içinde de İstanbul 11. Ağır Ceza mahkemesinde derdest olan bir davada aleyhime yurtdışı yasağı kondu. Günya organize şube müdürlüğü benim yurtdışına çıkarsam bir daha Türkiye'ye dönmeyeceğim yolunda istihbarat almış. Ben bu ülkede iki kez kırmızı bültenle aranırken yurtdışına çıkmış bir kişi olarak maksadım yurtdışına çıkmaksa yine ıkardım. Ne aranmam vardı, ne de peşimde polis. Ama maksat başkaydı. Onların zihninde kurduğu senaryoda hacca gidememem ve bu yolda yasal uğraşlarımın onlar tarafından engellenmesi beni zorlayacak ve bu şekilde yasal olmayan yollardan çıkarak suç işlemem sağlanacaktı.

Ben Yakup Kürşad Yılmaz, bu oyuna sonraki zamanlarda anlatacağım benzeri tuzaklarda olduğu gibi , gelmeyecektim.

Tahliye olduktan sonra İzmit-Kerpe de bulunan ve bana ait olan Kerpe Tatil Köyüne gelerek orada kalmaya başladım. Bu sırada 1978 yılında Kandıra Ocak ikinci başkanı olduğum dönemden bu yana tanıdığım, o zaman ikinci sınıfta şimdiyse Ankara'da halen görevde bulunan astsubay AHMET ŞAKACI ziyaretime geldi. Ziyaret sırasında daha önceki yıllarda bana yardımcı olmuş olan bir albayın görüşmek istediğini söyledi. Ben de kabul ettim.

Bu albayın daha önce yardımcı oluş şekline gelim.

Ben Eskişehir Cezaevindeyken bir astsubay ziyaretime gelerek daha sonradan öğrendiğim kadarıyla da mağdur taraf olan bir kişinin benim ortağım olduğunu, kendilerine yanlış yaptığını kendilerininde benim ortağım olması sebebi ile bir şey diyeme(-)

(Sayfa 3)

benim ortağım olmadığını, kendi derdimin başımı aştığını, konunun beni ilgilendirmediğini söyledim.

Daha sonra Ankara Hilton otelinde bu astsubay ve Diyarbakırlı bir grup bu insanlara saldırmış, ölü ve yaralıların olduğu bu olay sonrasında beni ziyaret eden astsubayında ismi geçtiği için Eskişehit cezaevinde yattığım bu dönemde Ankara 1. Nolu DGM mahkemesinden banada tutuklama kararı çıktı. AHMET ŞAKACI ve(-) , İLYAŞ AKTAŞ ve HÜSEYİN ALBAYLAR, konu mahkemenin başkanı ORHAN KARADENİZ'i tanıdıklarını söylediler ve benimle ilgili kendisiyle görüşerek olaylarla alakam olmadığını söylüyorlar. Bir süre sonra durum anlaşılınca tutukluluk halim kaldırıldı ve davadan beraat ettim. İşte yukarıda bahsettiğim (-)lara olan vefa borcum da bu olaylardan kaynaklanmakta.

AHMET ŞAKACI vasıtasıyla benden Kerpe'deki otelimde randevu isteyen İLYAS AKTAŞ ismindeki albay otele gelerek kendisini İzmir Kolordu Komutanlığı'ndaki askeri mahkeme başkanı olarak kendisini tanıttı. Benim için yaptıklarından ve gerçeklerin ortaya çıkartılmasına ve adalete olan katkılarından dolayı kendisine teşekkür ettim. İlerleyen zamanlarda ise samimiyetimiz ilerledi. İlyas albay sonradan beni HASAN VENEDİK adlı kişiyle tanıştırdı.

Bu arada ülkede seçimler oldu ve AKP iktidara geldi.

AKP'nin iktidara gelişiyle İlyas albay bana Hasan VENEDİK'in çevresinin çok geniş olduğunu , Ankara'da benim bir şirket kurarak hep beraber ortak olmamızı ve devlet ihalelerini takip etmemizi önerdi. Keza kendisinin emekli olmuş ve görevde olan asker arkadaşlarının olduğunu ve bu şirket çatısı altında toplanıp ticaretin yanısıra ülke yararına fikir üretebileceklerini söyledi. Tüm bu ticari, sosyal ve fikirler bana sıcak geldi. Ancak uzun zaman cezaevlerinde olduğumdan ticarette zorlanacağımı bildiğimden bu oluşum için daha önceden Başak Holding'in sahibi olan Ertan SERT'i

(Sayfa 4)

yurtdışından çağırdım.

Kurulacak olan şirketin finans ihtiyacı içinse, bana kurulan tüm anlattığım ve anlatacağım komplolardan sonra intihar edip hakkın rahmetine kavuşan yakın akrabam Ünal ÇETİN'in üzerine olan Kuşadası'ndaki oteli, Varuna Turizm sahibi Süreyya Pekuysal'a sattık ve benim adıma olan Kerpedeki tatil köyünü de 10 yıllığına kiraya verdim. Şirket oluşumu için Ankara'da 3 katlı bir bina kiralandı.

Ankara da kurduğumuz bu şirket, ortaklardan albay İlyas AKTAŞ'ın payını öğretmen emeklisi olan eşi üzerine ve gerisi de Ertan SERT, Hasan VENEDİK üzerine yapılarak hayata geçirdik. Bu şirket çatısı altında faaliyetler devam ederken, şirketin en üst katı İlyas Albay, Hasan VENEDİK ve ülke gündemine yararlı fikirler üreten insanlara ayrılmıştı. Ordu içinden ve bürokrasiden kişiler bu katta fikirlerini ülke yararına ortaya koyup tartışıyorlardı.


Ben de zaman zaman Ankara'ya gittiğimde şirkete gidiyordum. Bir gün Ertan SERT bana Hasan VENEDİK ile iş için yurtdışına gittiklerini ve gittikleri her ülkede Fetullah GÜLEN'in okullarına uğradıklarını ve kendilerine oradaki insanların yardımcı olduğunu anlattı.

Hasan VENEDİK bana Emniyet, İçişleri ve Milli Eğitim Bakanlıklarında çok güçlü olduğunu , bitiremedikleri işin olmadığını, hepsiyle arasının çok iyi olduğunu, Hanife AVCI'yla çok iyi dost olduğunu söyledi.

Ben ise "Allah(-) insanlara benim işimi düşürmez inşallah bundan sonra" diye cevap verdim.

Ankara'ya sonraki bir gidişimde ise Ertan SERT, Hasan VENEDİK bir dil kavgasına tutuşmuşlar ve bu münakaşa sonunda , Hasan VENEDİK çevresinin çok geniş olduğunu söyleyerek, Ertan SERT ile beni kastederek "sizi bitiririm" diye tehdit etmiş. Ertan SERT'ten bu olayı öğrendiğimde hem şaşırdım, hem de haklı olarak kızdım. Haklıydım çünkü.

(Sayfa 5)

şirket oluşumundaki parayı verip , hem de yasadışı hiçbir işimiz olmamasına rağmen beni bitirmekden bahsediliyordu. Hasan VENEDİK'i İlyas Albayla birlikte çağırdım. İlyas Albay(-) özür dileyerek, Hasan VENEDİK'e ister içişleri bakanı, ister Hanefi AVCI ne yapabilirlerse yapabileceğini çünkü gayr-ı meşru bir işimin olmadığını söyleyerek ellerinden geleni ardlarına koymamalarını söyledim ve Hasan VENEDİK'i şirketten kovdum.

Hisselerini de devretmesini söyledim. İlyas albaya ise onla bir problemim olmadığını, şirkette ortaklığının devam edebileceğini anlattım. Ancak İlyas Albay, "Hasan giderse ben de giderim" dedi. Bu şirketteki beraberliğimizin sonu oldu ve nihayette şirketi feshettik. Ben de İstanbul'a döndüm.

Ancak hakkımda davalar açıldıktan sonra öğrendim ki bu gayrı resmi ayrılıktan yaklaşık bir hafta sonra telefonlarım dinlenmeye ve teknik takiple izlenmeye başlanmış. Hasan VENEDİK ve ekibi beni bile şaşırtacak ölçüde tehditlerini ve komplolarını bazı kurumlara sızmış yandaşları vasıtasıyla şirketteki bu ayrılıktan bir hafta sonra ge(-)leştirmeye başlamışlar.

O sıralar ben de hayatıma çevremi daraltarak devam ediyordum. Eski tanıdıklarımla mümkün olduğunca görüşmemey çalışıyor, yeni dostluklar ediniyordum. 2003 yılının Martından sonra Yılmaz (-), Hiçabi Günal gibi işadamları ile dostluk kurdum ve eski dostlardan da bir suça bulaşırlar ve banada dokunur(-) erek uzak durdum. Satmış olduğum iki otelin parası ile geçinip hiç bir iş yapmadan yeni dostluklara zaman ayırdığım günleri yaşıyordum.

31 Aralık 2002 tarihinde yılbaşı tatili için Uludağ'da isminin Yusuf DAŞTAN olduğunu söyleyen biri benimle tan(-) kayınbiraderim Erdal'ın arkadaşı olduğunu söyledi ve ayaküstü konuştuk.

(Sayfa 6)

2003 yılı Mart-Haziran arası (tam tarih hatırlayamıyorum) Yusuf DAŞTAN beni telefonla aradı. Ben kendisine telefon vermemiştim. Bana telefonda "Erdal beni kurşunlattı" dedi. Devamla Ayhan BURHAN ve Orhan Bey müdürüm bana dedi ki, "Kürşad'ın haberi olmadan Erdal kurşun sıkamaz" dedi. Ben de kendisine böyle bir olaydan alakam ve bilgim olmadığına dair küfürlü yemin ettim ve telefonu kapattım ama o anda hissettiklerim Yusufun yanında org(-) müdürü Ayhan BURHAN ve Yusufun arkadaşı olduğunu söylediği Orhan bey müdürüde bu telefonu dinliyordu.

Bu olaydan yaklaşık bir hafta sonra idi bir iş için Eskişehir'de idim. Tekrar bu Yusuf aradı.

"Abi çok zor durumdayım beni Emniyet Organizeden arıyorlar. Onlar (-) Erdal önemli değil. Senin için benden ifade istiyorlar. Bana inanmıyorsan Organizeyi telefonla arayım ve sana dinleteyim"

dedi.

Çıkan memur cevabında "Organize şube" dedi. Yusuf müdür Ayhan bey(-) telefondaymış 10 dakika sonra arayın dedi. 10 dakika sonra tekrar aradığımda santral Ayhan beye bağladı. Ayhan müdür "Yusuf nerdesin niye gelmedin" diye sordu. O İstanbul dışında olduğunu , 1 hafta sonra döneceğini (-) "olayın Kürşad Yılmaz'la alakası yok müdürüm ben (-) bir kaynaktan öğrendim" deyince müdür Yusuf'a kızdı. (-)"gel üzerine iki satır ifade ver ben onun hayatına sinkaf edeceğim, infazını yaktıracağım" diyerek gıyabımda bana küfürler etti.

O gece İstanbul'a döndüm ve Ayhan bey Sarıyer'de komiser muaviniyken amiri olan Emekli Em. Md. Sebahattin YILDIZ'ı aradım. Olayları anlattığımda
"bu Ayhan dindardır, kendi başına iş yapmaz, bu üst düzey emir almıştır. Bu insana üst düzeyden birini bul bu komplodan ancak sıyrılırsın yoksa üzerine gelir" dedi.

(Sayfa 7)

Bir gün sonra yanımda Ahmet ŞAKACI ile birlikte İzmit Nihat GÜREL'e gittim. Keza Nihat Bey ben 1978 yılında Kandıra ve Gebze ocaklarda görev yaparken MHP İzmit Başkanımızdı. O dönemden beri tanıtım. Aynı zamanda eski İçişleri Bakanı Meral Akşener'in abisidir. Herşeyi Nihat Gürel'e naklettim. Nihat GÜREL daha sonra bana dönerek olayı sayın Meral AKŞENER'e anlatabilmem için Bostancı'daki ofisine götürdü.

Sıkıntı ve düşüncelerini naklettim. Geçmiş yaşamımdan tövbe ettiğimi arz ettim. Sayın Akşener, bu yaklaşımım karşısında "devletin ve emniyetin birimlerinin (-)man kişilerin topluma kazandırılmasına yardımcı olmaları gerektiğini" söyleyip , devamla Heybeliada'da bir açılış olduğu , bu açılış sırasında mevcut İçişleri Bakanın da orada olacağını ve bu konuda konuşacağını söyledi.

Ertesi gün, Nihat GÜREL beni telefonda arayarak, konunun söylendiğini bana anlattı. Bende memnun ve müteşekkir olduğumu söyledim ve devamla "Allah razı olsun abi" diyerek telefonu kapattım.

Bu olayı bu üç kişiden başkası bilmemektedir. Özellikle belirtmemin sebebi aşağıda anlatacaklarımdan sonra anlaşılacaktır. Sadece bu üç kişinin bildiğini bilmesi gereken dördüncü kişi ise kendisine söylendiği bana söylenen Abdülkadir AKSU'dur.

Bu yaşananlardan yaklaşık 5-6 ay sonra MHP İstanbul yönetiminde görevli olduğunu bildiğim ve bu vesileyle tanıştığım Ali MAYTALMAN beni telefonla aradı.

"Reis neredesin, seninle derhal yüzyüze konuşmam lazım, en üst düzeyden sana bir mesaj var"

dedi.

O sırada Alanya'da tatildeydim. Hemen uçakla Antalya'ya ve oradan bulunduğum Alanya'ya geldiler.

(Sayfa 8)

Yanında daha önce tanımadığım biri vardı. Bu maksatla tatilimi geçirdiğim yata davet etmedim. İzmit'ten tanıdığım turizm ve inşaat işleri ile iştigal eden Uğur Eyüpoğlu'nun ofisine gittik.

Ali MAYTALMAN, yanından beraber geldiği misafirinin adının Fevzi BUCAK olduğunu söyledi. Fevzi BUCAK bana hitaben;

"amcamın sana selamı var"

dedi.

Amca diye bahsettiği kişinin İçişleri Bakanı Abdülkadir AKSU olduğunu bahsettikten sonra , "hayırdır" diye sorduğumda , 3-4 ay önce Meral Akşener ile kendisine (Abdülkadir Aksu) haber gönderdiğimi, bu haberin ne olduğunu bilmediğini ancak benim sayın Aksu tarafından gönderildiğimin kanıtı olarak olayı naklettiğini söyledi.

Yukarıda bahsettiğim üzere bu mesaj doğruydu. Evet bu görüşmeyi yalnızca 3 kişi biliyordu. Yani gelen kişi (Fevzi Bucak) gerçekten Bakan tarafından gönderilmişti.

Bakanın tarafıma teklifini anlatmadan önce bu yazdıklarımın gerçekliğinin nasıl anlaşılacağını belirtmek isterim. Ali MAYTALMAN ve Fevzi BUCAK'ın birlikte İstanbul-Antalya uçak seferleri belirlenebilir.

O tarihlerde hakkımda fiziki ve teknik takip yapıldığından takip kayıtlarından Ali MAYTALMAN'ın bana gör(-) tapeleri Emniyet'ten istenebilir.

Konu, Meral AKŞENER ve abisi Nihat GÜREL'e sorulabilir. Böylece konunun tarafımdan uydurma bir fantezi olmadığı anlaşılacaktır.

Gelelim görüşmenin devamına:

Ben bunun üzerine "Sayın Bakan ne istiyor gardaş" diye sordum.

Cevaben...

(Sayfa 9)

"Kürşad'a deyin, İstanbul, İzmir , Ankara'da kopacak insanlar var. Bunları koparsın. Kopardıklarının üçte birini versin diğeri kendisine. Biz arkasında olacağız ve her türlü desteği vereceğiz"

dediğini dedi.

Ben şoktaydım.
Şoku atlattım.

Fevzi BUCAK'a hitaben :

"Gardaş, bakanın böyle bir paraya ihtiyacı yok. Sen Bucak aşiretinden olmasan sana inanmazdım ancak sana inanıyorum. Fakat bunun altında başka bir komplo var. %99.9 bu komplo beni sokağa çekerek bitirme operasyonu"

dedim.

Fakat Fevzi Bucak ısrarlıydı. Komplo olmadığını, amcasının (Bakanın) samimi olduğunu söylüyor , ısrar ediyordu. Ben bu ısrar karşısında

"o zaman git bakana söyle samimi ise benimle yüzyüze görüşsün"

dedim.

O gece misafirim oldular. Ertesi gün; Fevzi Bucak, (-) Ankara'ya gitti. (Uçuş kayıtlarından bu bilginin doğruluğuna ulaşılacaktır)

Ali MAYTALMAN yanımda kaldı. Bu olaydan iki gün sonra İstanbul'a birlikte gittik ve orada Ali MAYTALMAN, Fevzi BUCAK ve ben, benim evimde buluştuk.

Fevzi BUCAK, Bakan'a anlattıklarım karşısında Bakanın kendisine

"Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olacak, bende başbakan olacağım, bana neden güvenmiyor"

demiş.

Ben de cevaben ;

"gardaş Allah senden razı olsun tedbirliydim fakat komplo daha üst düzeydenmiş b(-) enle ben daha fazla dikkatli olacağım." dedim, ayrıldık.

(Sayfa 10)

Ankara'da halen asker olarak görevini devam ettiren yukarıda bahsettiğim üzere yakınım Ahmet ŞAKACI Bu yakınımla sık sık görüşürüm. Kendisini çok severim. Vatansever ve iyi bir askerdir. Her Ankara seyahatimde kendisini ziyaret ederim.

(Açık İstihbarat Not: Redakte edilen bu satırda Ahmet ŞAKACI'nın evinin olduğu yer belirtilmektedir. Dökümanın içeriği açısından gereksiz olan bu bilgi çıkarılmıştır)

Bir gün Ahmet ŞAKACI, bana telefon açarak,

"abi buraya muhakkak gelmen lazım, hakim Orhan KARADENİZ ile seni oturtacaklar. Ayrıca seninle de bir işleri var. Önemli insanlar. Muhakkal gel"

dedi.

Bu telefon görüşmesi iddanamede telefon tapelerinde var (Orhan Karadeniz'de) . Ankara 11. Ağır Ceza başkanı Fetullah Gülen'i beraat ettiren mahkeme başkanı, takdir sizlerin.

Bu telefon görüşmesinden sonra Ankara'ya gittim. Ahmet ŞAKACI'ya uğradım.
Bana kısaca anlatımın(-)

İsmail Hoca olarak tanınan ve çok geniş bir çevresi olan birinin muhakkak benimle tanışmak istediğini söyledi. Ayrıca bu şahsın fetullahçı olduğunu ama sen şimdilik bilmemiş ol diye de ekledi. Olur de(-) de telefon açarak çağırdı. Gelişinde yanında askeri hakimken şimdi ise avukatlık yapan daha önce bahsettiğim üzere Ankara'da kurduğumuz şirkette ortağımız olan İlyas AKTAŞ'ta vardı.

Konuya girildiğinde, İsmail Hoca diye bilinen daha sonra ise İsmail İsiz olarak öğrendiğim kişi bana

" X 'in başındaki X Paşa'yı tanıyorsun. Biz onunla sizi Ankara Hilton Oteli'nde görmüştük. Diyaloğunuz iyi ise onunla bizi bir araya getirmenizi istiyorum"

dedi.

(Açık İstihbarat : Belgede görevi ve açık ismi ile belirtilen Paşamızın ismini özellikle redakte etmiş bulunmaktayız. Ağustos şurası öncesi dosyalar hazırlanma aşamasındayken kimlerin kimleri karalamak için ne tür oyunlara giriştiklerini ve "Fetullahçı suçlamasını" rakiplerini bertaraf etmek için en çok Fetullahçıların kullandığını bildiğimizden bu ismi saklı tutuyoruz. )

(Sayfa 11)

Ben de

"Doğru ben daha önce X Paşa ile beraber bir kez geldim ama kendisinin dostu olan Y kişi biraraya getirdi (Açık İstihbarat: Yukarıda belirttiğimiz prensip çerçevesinde, kimliği saklı tutmak maksadı ile redakte edilmiştir) Ben, kendisine bana karşı komplolar kurmaya çalışıldığını anlattım ve yardım istedim. O kadar. Başka bir görüşmem olmadı. Bu görüşmede bir buçuk saat kadar sürdü. Ama isterseniz sizi Y ile tanıştırayım. Onunla konuşun"

dedim.

Ne için tanışmak istediklerini sordum

Kendileri Fetullah Hocanın Ankara sorumlusu olduğunu , Yaşar Paşa'nın Genelkurmay Başkanı seçilmemesi için herşeyi yapacaklarını ve buna engel olacaklarını, Yaşar Paşa'nın Sabetay, İsrail ajanı, Vatan Haini, Yahudi olduğunu, bu maksatla O'nu istemediklerini, kendilerinin istediği birinin Genelkurmay Başkanı olacağını , bunu da konuşup anlaşacakları bir paşanın olmasını doğru olacağını, bu maksatla X Paşa ile görüşmek ve bu konuda kendisine teklifte bulunmak istediklerini söyledi.

Bana da

"Genelkurmay Başkanı yaparsak X Paşa istediklerimizi yapar mı?"

diye sordular. Bu konudan Başbakan ve mevcut Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün de haberdar olduğunu bildirdi.


Hemen aynı gün İstanbul'da Y kişiyi aradım (X Paşanın arkadaşı). Şoförümü göndererek kendisinin Ankara'ya gelmesini sağladım.

Oturdu konuştular. Hatta Adana'daki Kolordu'da A(-) Hüseyin Beyden bahsolundu. Bu maksatla Y kişisi X Paşa'ya telefon açarak bu ismi vererek yakını olduğunu ve bu maksatla Adana'daki 7. Kolordu komutanını aramasını (-) etti. Daha sonra, Paşanın bu telefonu açtığını söylediler.

Bu konuşmalar olurken söz bir ara benim İçişleri Bakanı hakkındaki sıkıntılarımdan bahsettik ve infazımı yakmak için uydurma bir operasyonla bana iftira atacaklarına dair düşüncelerime geldi.

(Sayfa 12)

Bana, İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun'un adamları olduğunu, hatta Hanefi Avcı'yı da Organize Suçlar Daire Başkanlığına kendilerinin getirdiğini ve Milli Eğitim, Adalet , İçişleri Bakanlıklarında kadrolarının tamamen kendi yandaşları veya işlerini yapacak insanların istihdam edildiğini, mesela Adalet Bakanlığı personel genel müdürü, ayrıyeten Hukuk İşleri daire başkanının kendi atadığı insanlar olduğunu söyledi. Ve hemen telefonla Sabri Uzun'u aradı.

Telefonda;

"Aşağıya in, birazdan seni alacağım ve bir konu hakkında konuşacağız"

dedi.

Çıktılar. Döndüklerinde sorduklarını operasyon Konya ve İstanbul'da ayrı ayrı hazırlandığı ve bu gece düğmeye basılacağını söylediler. (Gerçekten o gece bir çok insan , Konya Organize Suçlar Şube Müdürlüğünce toplandı). Bu konuda hemen Hanefi Avcı'ya İlyas ve Hüseyin Albaylar beraber gittiler.

"Seni buraya getiren güç Kürşad Yılmaz'ı senden geri istiyor demişler, o da tamam"

demiş.

Bu arada İsmail Hoca bana Hilmi Özkök Paşa ile ilişkilerinin çok iyi olduğunu söyledi bende "nereden ilişkiniz" diye sordum.

Cevabende geçmiş bir kısım telefon konuşmalarına hakim olduklarını ve Genelkurmay Başkanı aleyhindeki bu konuşmaları özetle Aytaç Yalman Paşa ile Jandarma Genel Komutanının telefon tap(-)ini Hilmi Özkök'e ilettiğini , ondan sonra her iki komutanında emekliliğini istediğini , böylece iyi münasebet kurduklarını söyledi.

Bu arada Konya'ya iki memur gönderdiklerini, benim Konya operasyonundan çıkarıldığımı bu konu içinde benden 10.000$ para aldılar masraf diye.

Anap kongresinin olduğu haftaydı. O gece Yılmaz KATMERCİ ile Sheraton otelinde kaldık. İkinci gün,

(Sayfa 13)

tıpkı birinci gün gibi İsmail Hocanın ofisine gittikk ve o gün Adalet Bakanlığında Hukuk İşleri Daire Başkanı olan Ömer KÜÇÜKYURT getirildi ve tanıştırıldı. Bu arada dikkatimi çeken şey , gelen herkesin bu şahsa karşı aşırı saygılı olduklarını gözlemledim.

O gün akşam Ömer Beyin arabasıyla Kızılcahamam'a geçtik. Arabayı Ömer Bey kullandı. İsmail Hoca eski kayınbiraderim ve akrabam Zeki BACACI yanımızda Asya tesislerine gittik. Orada 10 gün kaldım. Her gün bu grup yanıma geldi. Sık sık ülke gündemini konuştuk.

Bu konuşmalarımızdan özetle

"Hoca Efendiye dil uzatan - Fetullah Hoca - çarpılır, Uzanlar gibi. Uzanlar televizyonlarında Fetullah Hoca'nın gizli konuşmalarını yayınladılar. Bunu da hükümete şart koştuk. Hükümetin dış dünyayla bağlantısını biz kuruyoruz. Hükümete Uzanların işini bitirip Fetullah Hoca'ya beraat şartını koştuk."

Sonra Konya'ya gittik. Ömer Bey, Zeki Bacası, İsmail Hoca ve ben orda Ömer Bey davaya bakan (-)biyle görüştü devre arkadaşı olduğunu söyledi. Orda savcının;

"bu dosya Kürşad üzerine kurulmuştu fakat son anda bir müdahaleyle bu Kürşadı bu dosyadan çıkardılar"

dediğini anlattılar.

Ordan İsmail Hocanın memleketi olan Antalya, Manavgat'a gittik, annesinin elini öptük. Manavgat (-) Belediye Başkanı bizi karşıladı belediye çalışanı olan İsmail Hocanın teyzesinin oğlu İrfan Yaman'da va(-) bir gece bizi misafir ettiler dönüşte Burdur'a Bucak ilçesine gittik. Ömer Bey oarada daha önce ceza hakimliği yapmış seni bir Evliyatullah ile tanıştırayım dedi. Cehiz mağazası olan bir cinciyle tanıştırdı. (-)

(Sayfa 14)

Sonuç olarak bana

"Konya tamam. Sen İstanbul'a (-). Biz oraya geleceğiz ve İstanbul'da çözeceğiz"

dediler.

10 gün sonra İstanbul'a geldiler. Ömer Bey'i ve Hüseyin Albay'ı plaza otelde ağırladım. İsmail Hoca'yı ise evimde ağırladım. Gündüzleri görüşmelere gidiliyor, akşamları Yılmaz Katmerci'nin veya benim evimde bir araya geliyorduk. İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah hizmetin adamı olduklarını (-)

Bana;

"İstanbul'da olacak ama zorlanıyoruz" dediler.

Bana , bir süre İstanbul'dan uzaklaş, gözönüne olma dediler. Ben de Adana'ya gittim. Orada da hemen hemen her akşam Hüseyin Albay ve orada tanıdığım Askeri Hastanenin başhekimi Adnan Albay'la yemeğe çıkıp sohbetler ediyorduk.

Bir gün benim yayla evime aileleriyle birlikte geldiler. Hüseyin ve Adnan Albaylar İsmail Hocada geldi. Özel uçakla oradan Kuzey Irak'a gitti.

Bana çok önemli işler becerdiğini, ülkeyi büyük bir tehlikeden kurtardığını söyledi Hüseyin Albay İsmail Hoca için.

28-29 Mayıs 2005 tarihinlerinde kızım Dilşad'ın okulunun bir programı için İstanbul'a geçmem gerekti. Telefon açıp İsmail Hocaya sorduk. İstanbul'a gitmemin sakıncası var mı diye. Sakınca yük şeklinde cevap gelincede geçtim.

Ve sürekli takipteki organize ekibi evimden, trafikten alması mümkünken beni arkadaşım Tuğba (-)

(Sayfa 15)

Ben, bu ülkenin bir yaşayanı, devletin bir vatandaşı ve milletimin de bir evladıyım. Her insan yaşam çizgisinde bir kısım hata ya da yanlışlar yapabilir. Bu yanlışlar sonuçta sana zarar veriyorsa düzeltme makamı sensin. Başkası senin adına düzeltmez. Başkalarına zarar veriyorsan, adına devlet dediğimiz bu güç, ya düzeltmen için sana fırsat verir yada cebren düzeltir. Yine düzeltmiyorsan kalıba sil baştan döksün. Bunları yaşamış ve düzelmeye karar vermiş biri olarak söylüyorum.

Ancak bu yaşam hattında bir şeyi yapamazsınız. Yaparsan özrünü bulamaz, gerekçe ileri süremezsin. Bu şey MİLLETİNE İHANETTİR.

Ben, şükür olsun ki aziz milletime ihanet etmedim. İhanet edenlerle birlikte olmadım. Bu büyük devletin ihanetleri affettiğine de tanık olmadım. Velevki olsaydım o hesabı Büyük Türk ATATÜRK'ün Bursa nutkunda bahsettiği gibi görmekten ve gereğini yerine getirmekten bir saniye dahi geri kalmazdım.

Benim geçmişimle beni değerlendirenler, sandılar ki beni suç işlemekten alıkoyan yalnızca yasa korkusudur. Halbuki ben vicdan değerlendirmemi, iç tartışmalarımı yaşamış kanunun verdiği cezaları çekmiş ve bir daha suç işlememeye and içmiş biriyim.

Geçmişimdeki Kürşad'ı bu kez Türkçü ve İslami duruşundan medet umarak , ulusa ihanet savsatasıyla emellerine alet etmek istediler.

Ben bu ihanet şebekesinin gördüğüm yüzlerini de(-) kamuoyuna arz ediyorum. Bu hainleri kamuoyuna tanıtıyorum.

Hainlere karşı bir başlangıç lazım ve bu başlangıcı sağlayacak çıkış noktası verdiğim bilgilerde mevcuttur.

Benim yargılanmam devam edecektir. Yüce Türk Adaleti, zaman zaman içine yanlış insanlar sızsa da sonuçta muhakkak adil olmuş, hakkı sahibine teslim etmiştir.

Her ne kadar, son yargı sürecinin devam ettiği bu davada, dinlendiğim ve teknik takip altında bulunduğum 2-3 yıllık sürede Fetullah Gülen cemaatine mensup (-) ve bürokratlardan bahsedilmiyor; bu şahıslarla olan tek(-) kayıtları dosyada yer almıyorsa da ben yine de sonuçta hazırlıktaki bu yanlışlıklar ve kasıtlı hazırlıkların, mahkemede geç de olsa doğru zemine oturacağından eminim.

Ülkenin Adalet Bakanı,

"Yargı; yalnızca siyasetçilere, yalnızca hakimlere bırakılmayacak kadar önemlidir"

demektedir. Bu mesajda bile ihanetin adresi bellidir.

Cemaat görüşünü siyasallaştırarak iktidara taşıyan bu iktidarda yağma Hasanın böreği misali devlet katlarını işgal edenlere dur denilmesi umuduyla Türk kamuoyuna arz ederim.

Saygılarımla

1. Nolu F Tipi Cezaevi
Tekirdağ

Yakup Kürşad Yılmaz
  #5 (permalink)  
Old 2007-04-23, 03:03
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

Quote:
Originally Posted by reiki View Post
Deniz kuvvetleri eski komutani emekli oramiral Ozden ORNEK`e ait oldugu iddia edilen gunluk uzun suredir ulke gundeminde. En son Nokta dergisi de baskilara dayanamadi ve sahibi dergiyi kapatti.

Soru

Mademki bu gunluk el yazisiyla yazilmis ve bu gunlugu tutan kisi yazi yazarken defalarca gunluge dokunmus ve parmak izi birakmis...

Neden bir sorusturma acilarak gunlugu tutan oldugu iddia edilen kisinin ornek el yazisi ve parmak izleri alinarak, gunlukteki yazi ve parmakizleriyle mukayese edilip bir expertiz raporuyla bu konu bir sonuca baglanmaz????????????????
yokmu meslekten ihraci goze alabilecek bir savci daha??
Tebrik ediyorum... Mükemmel bi sorgulama, mükemmel bi bakış açısı...

Zaten, Van Üniversitesi Rektörü'nü gözaltındayken fenalık geçirmesi neticesinde ameliyat edildiği cihazlarda yolsuzluk yaptığı (cihazların çalışmadığı iddia ediliyordu) nedeniyle tutuklattıran savcı vatanseverin önde gideniydi, demokrattı, şuydu, buydu, bilmem neydi...

Balık hafızası... Ciddi bi sorun!

İşin ilginç noktası kendiniz sorduğunuzu zaten cevaplamışsınız, ama farkında değilsiniz! Hiç şunu sormayı düşündünüz mü kendinize?

Diyelim ki Nokta Dergisi'nin editörü benim, demokrasi aşığıyım(!), vatanseverim(!)... Elime darbe günlükleri geçiyor; dediğiniz gibi üzerinde adamın el yazısı(!) var, efendime söyleyeyim, parmak izi var vs... Ne yaparım? E, gazeteciyim bi yandan... Olay basit! Önce haberimi yaparım; sonra da gider bu delilleri Savcılık'a teslim eder, bi de demokrasi kahramanı olurum. Değil mi?

Ama, niye böyle olmadı?

Çünkü, günlükler el yazısı değildi, bir.
Çünkü, günlükler bilgisayarda yazılmıştı ve dergiye nereden geldiği belli değildi, iki.
Çünkü, gazetecilik sırrının arkasına saklanmayı etik gören Nokta Dergisi yönetimi, anayasal suçu savcılığa ihbar etme görevini yerine getirmedi, üç.
Çünkü, getiremedi, zira ellerinde "hukuki bir delil" yoktu, dört.
Çünkü, Örnek Paşa'nın günlük programlarını dışarı çıkarmış bir şahıs ya da örgütün, belki de bir tarikatın, kafadan sallama yazıları olma ihtimali oldukça yüksekti, beş.
Çünkü, Örnek Paşa, Nokta Dergisi yönetimi hakkında halihazırda suç duyurusu yapmış olup, Bakırköy Savcılığı soruşturmayı halen yürütmektedir, altı. Bu soruşturma basın yoluyla iftira suçu kapsamında olup, Nokta Dergisi yönetimi ellerinde gerçek delil varsa ortaya çkta koyabilirdi. Ama koyamadılar, bu da yedi...

Şimdi...

Bi bakar mısınız rezalete? Bi bakar mısınız kepazeliğe?

Ne güzel ya, oturalım bir iki arkadaş biz de yazalım 5000 sayfa onun bunun hakkında günlük(!) sonra da diyelim ki "Bu adamlar bu ülkeyi yıkmak istiyorlar!". Bi de bunu haber yapalım, adına da gazetecilik diyelim!

Mütareke basınından beter oldu bunlar.

Ama.. Ama... Asıl rezillik, asıl kepazelik, demokrasi sevdalılarının(!) böylesi çirkin tezgahlara, böylesi basit oyunlara faşizanlık noktasına varan bir ideolojik körlük ile sarılmalarıdır. Alın işte DİSK... 14 Nisan Mitingi'ne katılmama nedenleri bu darbe iddiaları idi...

Gerçi, DİSK, emperyalizmin Marksist yorumu enternasyonelist gelenekten geldiği için çok doğal böyle davranmaları... Çok doğal.

Ne denebilir ki bunlara?

Allah Türk'ü, Türk'ün yurdunu, Türk'ün ordusunu bu tarikatçılardan, tarikatçılarla demokrasi adına ittifak yapmayı ahlaklılık zanneden demokratlardan korusun!

Yazıklar olsun!

Yazıklar olsun ki, nasıl yurtseversiniz ki, nasıl demokratsınız ki, halkın en güvendiği kurumu laikliği, cumhuriyeti yıkmak adına yıpratmaya destek oluyorsunuz?

Yazıklar olsun size...

Yazıklar olsun tarikatlarla aynı saflarda çarpışmayı alışkanlık haline getiren sözde demokrasi aşıklarına.

Yazıklar olsun kurtulamadıklar eski anti militarist bilinçaltlarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri'ni her fırsatta karalamaya çalışan bugünün hızlı liboş demokratları dönek solculara!

Yazıklar olsun demokrasi diye diye bu vatanın en güzide kurumunu ayakla altına almaya çalışan, parçalamaya, yıpratmaya, halkın gözünde aşağılamaya çalışan ABD, AB, Fethullah yalakalarına!

Bi de bu vatanın ekmeğini yiyeceksiniz siz öyle mi?

Yazıklar olsun!
  #6 (permalink)  
Old 2007-04-23, 12:40
simyaci's Avatar
Senior Member
 
Join Date: May 2005
Location: Istanbul
Posts: 346
simyaci is on a distinguished road
Default Yıpratan somut kişiler varken...

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıllardır kimler tarafından yıpratıldığını emekli olduktan sonra yolsuzluk davalarında hesap vermekle meşgulş olab kişiler sayesinde iyiden iyiye öğreniyoruz. Hep beraber milletçe mukaddes bildiğimiz ordunun temsil ettiği şahs-ı manevinin nasıl da ayaklar altına alındığına şahit olmanın mahçubiyetini yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, lütfen kendimizi zorlamayalım: Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kimin yıpratmaya çalıştığını anlatmaya çalışırken hedefe Türk Silahlı Kuvvetlerini özüyle seven benimseyen, itibarının korunmasının çok hayati olduğunu defalarca anlatan şahsa çamur atmaktansa, çok somut olarak kimlerin yıprattığına baksak bile yeter..

O kadar zamandır attığınız çamurlara rağmen hâlâ somut bir şey sunamıyorsunuz. Oysa ben hüküm giymiş kişilerden bahsediyorum.. Ne olduklarını açık açık ifade eden kişilerden bahsediyorum..(Türkan Saylan, Nur Serter vb.)

Her defasında çok sevdiğim değerli insanın ismini buraya yapıştırmıyorlar mı işte o zaman duramıyor yazıyorum.. bakın hakaret etmiyorum.. yazıyorum.. kendimi ifade ediyorum..

Şahsen dinimi yaşamaya çalışan bir ferdim.. Küçüklüğümden beri askeriyenin önünden geçerken askerlere selam çakardım.. Bu tavrım ebeveynimden verilen bir eğilim idi.. o zamanlar çocuktum.. yıllar sonra bu muhabbetimi mantıklı-hakiki muhabbete çevirdim.. Şimdi dualarımda, arkadaşlarla beraberken yağtığımız dualarda, Ordumuzun, “karada hava denizde ve her yerde her şartlar altında mensur ve muzaffer olması için” ismini yada ediyoruz.. Yabancılar bizim orduya “Peygamber Ocağı” olarak bakmamızdan rahatsızlık duyuyorlar.. Bu bakış açısıdır ki bu Ordu’yu yüzyıllarca ayakta tuttu..

Şimdi Ordu’yu Ordu yapan dinamiklerin temsilcilerinden birisinin Ordu’yu planlı bir şekilde yıpratmaya çalıştığından bahsediliyor..

Arkadaşlarım unutmayalım: en kötü Ordu Ordusuzluktan iyidir.. Ordu olmazsa ne namus, ne cami, ne ezan, ne bayrak ne de haysiyet kalır.. Irak en bariz ve yakın örnek..

Dini kesimden duyduğum bir kaç ifadelere karşı da her zaman münferit yolsuzlukları tüm ordumuza mal etmeyin.. Allah korusun yarın öbir gün Irak gibi biz de işgal edilirsek ve o zaman halk bu orduya itibar etmez yardımcı olmazsa ya nice olur halimiz diye hep söyledim ve anlattım.. izah ettim.. zaten onlar da hep münferit kişilere ve sebep oldukları yıpratıcılığa kızıyorlardı..

Bu arada, ordudaki yanlışların düzelmesini arzu etmek ordu düşmanlığı değil orduyu sevmenin, ona önem atfetmenin göstergesidir. Şurada çok açık söyleyeyim ki bu ülkeyi seven her kim var ise, eğer “Ordu”sunun maddi-manevi yıpratılmasından haz alıyorsa o kişi vatan hainidir ve gözümde mel’undur.

O buralarda isimleri "lügatül seda"dan seçilmiş örgütlerin sitelerinden aldığınız bilgiler kesin ve belgeli ise neden Genelkurmay'a sunmuyorsunuz ki? Ama eğer onlar belge değilse ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Her neyse.. sadede gelelim..

Ordunun başındaki insan, Genelkurmay başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında, orduyu yıpratmaya çalışanların bir cemaat midir anlamında sordukları sor ile kendisinden birşeyler koparmaya çalışan birilerine, kendi karakterine uygun olan tavrı ifade ettikten sonra şöyle cevap verdi: "Kesin bir belge yok iken kimseyi suçlayamam"

Başka söze ne hacet..

Last edited by simyaci; 2007-04-23 at 12:44.
  #7 (permalink)  
Old 2007-04-23, 13:22
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

Quote:
Originally Posted by simyaci View Post
Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yıllardır kimler tarafından yıpratıldığını emekli olduktan sonra yolsuzluk davalarında hesap vermekle meşgulş olab kişiler sayesinde iyiden iyiye öğreniyoruz. Hep beraber milletçe mukaddes bildiğimiz ordunun temsil ettiği şahs-ı manevinin nasıl da ayaklar altına alındığına şahit olmanın mahçubiyetini yaşıyoruz.

Değerli arkadaşlarım, lütfen kendimizi zorlamayalım: Türk Silahlı Kuvvetleri'ni kimin yıpratmaya çalıştığını anlatmaya çalışırken hedefe Türk Silahlı Kuvvetlerini özüyle seven benimseyen, itibarının korunmasının çok hayati olduğunu defalarca anlatan şahsa çamur atmaktansa, çok somut olarak kimlerin yıprattığına baksak bile yeter..

O kadar zamandır attığınız çamurlara rağmen hâlâ somut bir şey sunamıyorsunuz. Oysa ben hüküm giymiş kişilerden bahsediyorum.. Ne olduklarını açık açık ifade eden kişilerden bahsediyorum..(Türkan Saylan, Nur Serter vb.)

Her defasında çok sevdiğim değerli insanın ismini buraya yapıştırmıyorlar mı işte o zaman duramıyor yazıyorum.. bakın hakaret etmiyorum.. yazıyorum.. kendimi ifade ediyorum..

Şahsen dinimi yaşamaya çalışan bir ferdim.. Küçüklüğümden beri askeriyenin önünden geçerken askerlere selam çakardım.. Bu tavrım ebeveynimden verilen bir eğilim idi.. o zamanlar çocuktum.. yıllar sonra bu muhabbetimi mantıklı-hakiki muhabbete çevirdim.. Şimdi dualarımda, arkadaşlarla beraberken yağtığımız dualarda, Ordumuzun, “karada hava denizde ve her yerde her şartlar altında mensur ve muzaffer olması için” ismini yada ediyoruz.. Yabancılar bizim orduya “Peygamber Ocağı” olarak bakmamızdan rahatsızlık duyuyorlar.. Bu bakış açısıdır ki bu Ordu’yu yüzyıllarca ayakta tuttu..

Şimdi Ordu’yu Ordu yapan dinamiklerin temsilcilerinden birisinin Ordu’yu planlı bir şekilde yıpratmaya çalıştığından bahsediliyor..

Arkadaşlarım unutmayalım: en kötü Ordu Ordusuzluktan iyidir.. Ordu olmazsa ne namus, ne cami, ne ezan, ne bayrak ne de haysiyet kalır.. Irak en bariz ve yakın örnek..

Dini kesimden duyduğum bir kaç ifadelere karşı da her zaman münferit yolsuzlukları tüm ordumuza mal etmeyin.. Allah korusun yarın öbir gün Irak gibi biz de işgal edilirsek ve o zaman halk bu orduya itibar etmez yardımcı olmazsa ya nice olur halimiz diye hep söyledim ve anlattım.. izah ettim.. zaten onlar da hep münferit kişilere ve sebep oldukları yıpratıcılığa kızıyorlardı..

Bu arada, ordudaki yanlışların düzelmesini arzu etmek ordu düşmanlığı değil orduyu sevmenin, ona önem atfetmenin göstergesidir. Şurada çok açık söyleyeyim ki bu ülkeyi seven her kim var ise, eğer “Ordu”sunun maddi-manevi yıpratılmasından haz alıyorsa o kişi vatan hainidir ve gözümde mel’undur.

O buralarda isimleri "lügatül seda"dan seçilmiş örgütlerin sitelerinden aldığınız bilgiler kesin ve belgeli ise neden Genelkurmay'a sunmuyorsunuz ki? Ama eğer onlar belge değilse ne yapmaya çalışıyorsunuz?

Her neyse.. sadede gelelim..

Ordunun başındaki insan, Genelkurmay başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, geçenlerde düzenlediği basın toplantısında, orduyu yıpratmaya çalışanların bir cemaat midir anlamında sordukları sor ile kendisinden birşeyler koparmaya çalışan birilerine, kendi karakterine uygun olan tavrı ifade ettikten sonra şöyle cevap verdi: "Kesin bir belge yok iken kimseyi suçlayamam"

Başka söze ne hacet..
Sayın Simyacı,

Açık adreslerini vererek bu konu hakkında farklı bilgiler sunan yazılar ekledim bu konunun altına...

Ayrıca, ilk iletiyi yazan arkadaşın şu veya bu nedenden kaynaklanan "bilgi eksikliğini" göstermiş ve üzerie de "yönlendirici" medyada görülmeyen başka bilgilerin görülmesini sağladım...

Olay budur, başka birşey değil.

Lakin Sayın Simyacı, siz CNN Int.'deki bi teröristin ifadesi ile rahatlıkla ADD ve 14 Nisan Mitingi'ni karalayabilirken

Quote:
Originally Posted by simyaci View Post
...
BBC, Reuters, AP ve diğerleri hepsi konuya aynı açıdan yaklaşmışlar aynı noktalara atış yapmışlar..

eğer sorgulayarak ve bir hadisenin arka yüzlerini kaale almak düşüncesinde iseniz dikkat kesilmenizi ve bu meseleyi irdelemenizi tavsiye ederim...

Mitingin organizatörlerinin sadece Cumhuriyetimize sahip çıkma amaçlı olmadığını göreceksiniz..
açık kaynakları verilmiş bilgilerle direk bağlantılı farklı bilgilerin verilmesine niye karşısınız?

Siz hangi belgelerle konuşuyorsunuz?

Geçen size bi sürü sordum,

Quote:
Originally Posted by suildur View Post
...

Fethullah Gülen niye Amerika'ya gitti? Fethullah Gülen, turuncu devrimleri hazırlayan, kaynağını sağlayan RAND ve NED'in raporlarında niye övülüyor? Fethullah Gülen niye Türkiye'ye dönmüyor? O doktorlardan, o hastanelerden Türkiye'de yok mu? Niçin başka ülke değil de Amerika? Sorgulayabilirseniz ne ala...

Ve, bir not... Sayın Simyacı... O kadar uzaksınız ki ulusal duruşa... Son 10 yıldır ABD'nin milli çıkarları ile Türkiye'nin çıkarlarının örtüşmediği ve bu gidişle ABD ile Türkiye'nin karşı karşıya geleceğini, Türkiye için en büyük tehdidin ABD olduğunu bir çok ulusal görüşlü aydın söylüyordu. Ben de bir sürü ileti yazdım bu konuda. Bu konu yeni zannediyorsanız, cidden oeeh diyeceğim yine! Ama, çok normal, zira tarikat lideri Amerika'ya sığınmışken, tarika lideri ABD'yi hiç bir şekilde sorgulatmazken, sizin bunları bilmemeniz gayet doğal! Tam bağımsız Türkiye diyen, Vaşington'dan değil Ankara'dan yönetim diyen insanlar nasıl olur da ABD ile bağlantılı olur? Lütfen, yeter... Kutsal bildiğim herşey üzerine yemin ederim ki, kendim için değil, başkaları için değil, sizin için söylüyorum bunları! Lütfen görün artık! Lütfen az sorgulayın! Lütfen açı değiştirip tekrar bakın olaylara! Lütfen!
hangilerini cevapladınız?

Last edited by suildur; 2007-04-23 at 13:26.
  #8 (permalink)  
Old 2007-04-23, 13:46
simyaci's Avatar
Senior Member
 
Join Date: May 2005
Location: Istanbul
Posts: 346
simyaci is on a distinguished road
Default "Mitingin organizatörleri" kelimesine dikkatleri çektim..

Mitingin organizatörleri hakkında sarf ettiklerim kesinlikle belgesiz şeyler değil..

Nedir belge?

Kendi beyanatları en kuvvetli belgelerdir.. Mitingde Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerini hiddetle kınarken kendilerinin bağlantıları çok ilginç yerlere uzanıyor..

Mesela Türkan Saylan.. Muhammed isminden dahi rahatsızlık duyuyor.. İslam ile barışık değil ki zaten..

Nur Serter, kendisinin değişik inançlar ile bağlantılı olduğuna dair bir sürü haber çıktı.. bir kısmını da kabul etti.

Deşerseniz daha bir sürü bilgiye ulaşıyorsunuz..
  #9 (permalink)  
Old 2007-04-23, 13:49
suildur's Avatar
Banned
 
Join Date: Dec 2004
Location: Antalya - İstanbul - İzmir
Posts: 1,624
suildur is on a distinguished road
Default

Quote:
Originally Posted by simyaci View Post
Mitingin organizatörleri hakkında sarf ettiklerim kesinlikle belgesiz şeyler değil..

Nedir belge?

Kendi beyanatları en kuvvetli belgelerdir.. Mitingde Türkiye'deki misyonerlik faaliyetlerini hiddetle kınarken kendilerinin bağlantıları çok ilginç yerlere uzanıyor..

Mesela Türkan Saylan.. Muhammed isminden dahi rahatsızlık duyuyor.. İslam ile barışık değil ki zaten..

Nur Serter, kendisinin değişik inançlar ile bağlantılı olduğuna dair bir sürü haber çıktı.. bir kısmını da kabul etti.

Deşerseniz daha bir sürü bilgiye ulaşıyorsunuz..
Türkan Saylan organizatör değil, bu bir...

Biz de deşiyoruz niye rahatsız oluyorsunuz, iki...

Nur Serter... Tamam, şu ne olduğunu mantık çerçevesinde anlamadığım ufocu "tarikat" bıdı bıdısı söz konusu kendisi hakkında. Ama, o da Nur Serter, ADD'nin kendisi değil. E? Yani? Ne? Kişi - Kurum?

Neyse... Evet Sayın Simyacı, evet, evet...

Yahu... Sayın Simyacı.. Farkında mısınız, ben sizin her dediğinize illa ki bir cevap veriyorum da, siz benim yazdığım onca sorudan kaçını cevaplıyorsunuz?

A, kendi beyanatı belgedir demişsiniz ya... Hocaefendinin kaset ve videolarını hatırlatalım mı tekrar? Neyse... Kolay gelsin.

Last edited by suildur; 2007-04-23 at 13:51.
  #10 (permalink)  
Old 2007-04-23, 14:04
Senior Member
 
Join Date: Oct 2005
Posts: 133
reiki is on a distinguished road
Default cuntaci grup hic durmayacak

Hatirlarsin suildur: ordu icerisindeki cuntaci grupla ilgili senle baska theratlerde de tartismistik, atabeyler cetesi semdinli olaylari, danistay saldirisi meslekten atilan savci gibi konularda da tartistik..

Darbe gunlugunun var olup olmadigi, varsa kime ait olup olmadiginin arastirilmasi yerine nokta dergisine baskin yapiliyor, dergi sahipleri tehdit ediliyor ve baskilara dayanamayan dergi yonetimi dergiyi kapatiyor.

haberi yapanlar degil haber bir ihbar kabul edilerek boyle bir seyin varligi sorusturulmaliydi.

Turkiyedeki ulusalcilik: yillardir memlekette devam ettirilen toplum muhendisligi uygulamalariyla toplumu bolmeye parcalamaya calisan dis kaynakli politikalarin bir masasi haline gelmistir,.. malatyadaki olaylar da bunun ispatidir.. ulusalcilik cikislariyla 17-18 yasindaki gencleri farkli fikirlere dinlere etnik kokenlere tahammulsuz hale getirip memlekette teror estirmekten baska ne yaparlar...

ulusalci cikislar ve planladiklari eylemlerle ulkeyi darbeye hazirlayamayacaklar. cunku toplum eski toplum degil cinayetler de bir bir cozuluyor... sorun :sorusturmada dokunulmaz isimlere ulasilmasiyla sorusturmanin ileriye gidememesi tikanip kalmasi, bunlar da asilacak bir gun umarim..
 

Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Trackbacks are On
Pingbacks are On
Refbacks are On


Similar Threads
Thread Thread Starter Forum Replies Last Post
Canada da bir turkun gunlugu reiki Off Topic 7 2009-01-27 17:44
askeri darbe hakansonmez Translations and Translators 9 2006-07-19 15:46
Filistin Gunlugu... ayse` Off Topic 0 2006-07-06 00:33
27 Nisan Ezginin Gunlugu Konseri remedios Off Topic 0 2005-04-25 15:08


All times are GMT +3. The time now is 06:57. (Turkiye time zone)


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.2
Copyright © 1999-2009 seslisozluk.com. All rights reserved. Her hakkı saklıdır.