![]() |
Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers |
|
|||
|
Milliyetçilik ve Irkçılık..
Milliyetçilik ne olabilir? Aslına bakarsanız, eskiden çokuluslu krallıklardan belli uluslara dayalı devlet yapılarına geçilmesinin ideolojisi milliyetçilik. Mesela, ‘ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı’ gibi genel kabul görmüş fikirler bile var. Krallıklar dönemi yaşanırken, ulus, millet olmak, daha çok kültürel bir durum olmalı, siyasi anlam önemi ve belirleyiciliği olmayan bir nitelik sadece. Ama siyasi alana geçince bir ideoloji haline geliyor; toplumu, insanları, harekete geçiren bir fikirsel güç oluyor. Sonuçta, krallıklar parçalanıyor ve uluslara dayalı devletler kuruluyor ve bu devletlerde, bizde olduğu gibi, milliyetçilik devletin bir kurucu ideolojisi oluyor doğal olarak. ‘Neden uluslar, devletleşecek bir güç haline geliyor?’ cevabı daha sonra. Bir devleti diğer devletten ayıran öğe, ulus ya da millet kavramı oluyor. Şu an böyle mesela. Yaşam birimleri, yani toplumlar devletler ulus temelinde kümelenmişler. Mesela, yeşilciler ülkesi, bekarlar ülkesi, pasta severler ülkesi gibi şeyler yok. Herkes, ulus kökenli bir devletin insanı. Gerçi, haymatlos denen vatansız insanlar var, ama çok azınlıklar. Ülkeler, kendi ulusundan olmayan birini sınırdışı edebiliyor, çalışması ikameti için vatandaşı olması, yani ulusunun bireyi olması lazım. Tabiki, saf kan olması, genetik ırksal özellikler taşımasını istemiyor, bu kadar katı değil bu ulus devletler. Çünkü, insanoğlunun böyle bir gerçekliği yok. Ama, içe kapalı yaşayan toplumlarda, belli bir ırksal genetik benzerlikler olabilir. Olmasının olgusal olarak hiçbir anlamı olmasa da. Sonuçta, dünyadaki insanlar aynı varlık türü olarak birbirine benziyor da ne oluyor. Hepsi birbirinin yeri gelince imiğini sıkmaya hazır. Bu açıdan bakınca, miliyetin dünya içi bir önemi var, mutlak önemi yok. Şimdi, ulus devletlerin yaptığı gibi, bir devlet kurmanın öncelikli temeli olarak millet kavramını seçtiğin zaman, bu kavramı, (biraz basitseyerek) yeşilci olmaya bekar olmaya pasta sevmeye yeğ tutmuş oluyorsun. Bir birey de, davranışını, yaşam tarzını vs. belirlerken milliyetini, başka kavramlara yeğ tutuyorsa bu bireysel anlamda milliyetçi olmuş olur. Eğer, yaşam birimlerinin, ulus temelinde devletler halinde olmasını savunuyorsa, siyaseten de milliyetçi olmuş olur. Bir insan, kendi dışında oluşan bu durumlara duyarsız kalabilir. Türk vatandaşı yazar kimliğinde ama, onu değiştirmek elinde değildir ve kendi ilkelerine göre yaşar gider. Milliyet kavramına, söylediğim anlamda duyarlı olan milliyetçidir. Böyle bir duyarlılığnı sonucu şudur: Kendi milletimin, diğer milletlere üstün olmasını isterim, en azından, diğerleriyle eşit olmasını isterim (Zaten hep öyle değil midir, her şeyde birinci olmaya çalışır uluslar, en bilmem ne olalım, iyi de, yaşam bir pastadır, sen ben daha çok alayım dersen, başkası daha az almış alsın demiş olursun.) Milletimden biriyle arkadaş olmayı, diğer milletten biriyle arkadaş olmaya tercih ederim. Yalan söyleyen birini affetmem ama, kendi milletimden birini affederim gibi bir sürü şey. Yani, eylemlerimizde, milliyet etken bir faktör haline gelir. Milliyetçilik böyle bir şeyse, ırkçılık nedir? Akli yetisi yerinde olan, gerekçesi olmadan, saf kan bir millet olduğunu savunamaz. Böyle bir kanıtı yoksa ırkçı olamaz mı? Olabilir tabiki. Mesela, daha 5-10 yıl öncesine kadar Güney Afrika’da apartheid yok muydu? Zenci nüfusa karşı beyaz nüfus ayrıcalıklı bir konuma sahipti. Mesela beyazların otobüse bindiği bir durakta zenciler bekleyemezmiş filan. Irkçılık, sağlıklı bi düşünce olmadığı için, kanıtı olmadan da bir insan bunu savunabilir. Hayatta kişisel fikirler vardır, ve bunun müritleri olabilir. Yok mu, Amerikada mesela, bizde tarikatlar ve başka yerlerde. Irkçılık dediğimizde aslında modernitenin kavramından bahsediyoruz. Oysa insanlık tarihi çok eski. Mesela, Platon ve Aristoteles bile aristokrasi kölelik düzenini savunmuştur. Yine, Hegel de, alman milletine dünya milletleri karşısında üstünlük tanımıştır. Temelde, ayrımcılığın kökeni ta eskilerden beri var; ırka, millete grubu ten rengine, hatta bireye vs. karşı savunulabilir. Kendi sözde gücünü, başkalarının güya güçsüzlüğünde bulan bir şey. Ayrımcılık her yerde sık rastlanan bir şeydir. Kendinden olmayanı istememe, reddetme, tanımama. Rasizm denilen (ayrımcılığı) ırkçılığın kökeninde ise, bildiğimiz ulus devletin milliyetçilik anlayışı yatıyor. Kendi milletini biyolojik olarak üstün görmek hali bu. Normal ulus devlet milliyetçiliğinin sağlıksız kafalarda sapkınlaşmış hali. Bildiğimiz kadarıyla, Almanya İtalya ve İspanya’da faşizm olarak ikinci dünya savaşı dönemlerinde kendini göstermiş. Türkiye için milliyetçiliğin, ırkçılık yükseliyor şeklindeki itirazlara konu olan, bu tonda savunulması ve yaygınlaşması, son 20 yılda Pkk’ye karşı yapılan mücadelenin şiddetlendirmesinden kaynaklanıyor, çünkü, milliyetçi partilerin oyları eskiden minimaldi. ‘Neden uluslar, devletleşecek bir güç haline gelmiş?’ Bu sorunun çeşitli cevapları olabilir. Ama araştırıldığında cevap, milliyetçilik ırkçılık bakımından bir cevap çıkacaksa şöyle olabilir: Çünkü belli bir millet olmak bireylerin birbirlerini daha iyi tanımaları anlamalarını vs. sağlar. Bu, güçlü bir sinerji yaratır. O yüzden uluslar güçlenmiştir (biraz ırkçılık katarsak), pek çok millet vardır diğer milletlerden üstün oldukları için kurdukları devletin hakim ulusu haline gelmiş ve diğer ulusları da yanlarına almışlardır. Daha küçük yaşam birimleri oldukları için de, dünya siyasi yapısı bu şekilde şekillenmiştir. Cevabın ilk kısmına katılmak mümkün olabilir, ama ikinci kısmı, yukarda dediğmiz gibi kanıt gerektiren bir şeydir. |
|
||||
|
Quote:
Ne yaptı ki bu ulusalcılar da böyle oldu? Ayrılıkçı terörizm mi yarattı ulusalcılar? Bu vatanın evlatlarının vergilerinden mürekkep "analarının ak sütü gibi helal" özkaynak ile kurulmuş KİTlerin Arab'a, Yahudi'ye, yerli işbirlikçiye, komprador sermayeye satışına karşı çıktıkları için mi yoksa? Ya da, Irak komşumuzdur, bu kirli, kanlı işgale Türk ulusu ortak olmaz, bu insanlık onuruna yakışmayan iğfale katılamaz dedikleri için mi? Veya, dil ve ortak kültür bir ülkeyi birleştiren yegane unsurlardır, bunlarla oynanmaz diyebildikleri için mi? Konu belli aslında... Başta "guru" Fukuyama olmak üzere bir sürü aydın(!) savaşların bittiğini, kapitalizmin yükselişini, globalizmin bir mesih gibi doğuşunu müjdeliyorlardı. Mübarek gökten yeni peygamber, yeni bir din inmişti. Globalleşme sözcüğünü duymaktan beyin kıvrımlarımız düzleşip daha "smooth" bi hal aldı. Ne zaman? 1991' de... Ne oldu bugün? Savaş aldı başını gitti. ABD denen kapitalizmin dev eseri, globalizmin öncüsü insanlığı katlediyor Afganistan'da, Irak'ta... Belki yarı İran'da. AB denen globalizmin kültürel ve insani özellikleri öne çıkmış medeniyet projesi(!) Türk devletini Adalet Divanı'nında insan hakları ihlallerinden yargılarken tek olsun laf edemiyor Guantanama'ya, El Garib'e, Telafer'e, Necef'e... CIA uçakları istediğini alıp gidiyor Avrupa'dan. A, Afrika mı ne oldu? Hala aç. Kuzey - Güney uçurumu artarak açılmaya devam ediyor. SSCB'nin yıkılışından beri gelir dağılımı bozukluğu gelişmiş ülkeler tarafına doğru işlemeye devam ediyor. Doğanın dengesini bozduk; ki bu bozulmada da en büyük suçlu yine gelişmiş ülkeler olmasına rağmen tüm insanlık etkileri çekmekle sorumlu... Ve bütün bu resim içinde; herşeyin ortasındaki bir Türkiye'de ne Lozan'ı hatırlayalım isteniyor, ne KİT'lere sarılalım, ne aynı dili konuşalım, aynı kültürü paylaşalım... Demokrasi mümkünse cumhuriyetsiz olsun isteniyor Türkiye'de... İsteyenler istediği kadar inkar etsin, AKP ve Tayyip'i iktidara taşıyan mekanizmanın istihbarat örgütü CIA Türkiye topraklarına kontrol edilebilir ılımlı İslam cumhuriyetini uygun görüyor. Bu resim görülmeden, yani soğuk savaş sonrasının dengeleri ve etkileri göz önünde tutulmadan, bu zalim saldırının, yani ulus kavramına karşı başlatılan topyekün savaşın nedeni tam olarak anlaşılamaz. Düşünsenize, neden oluyor bunlar? Büyükler zaten Yalta'da anlaştı bir daha birbirlerini ısırmamak için. ABD ve AB her türlü rekabet ederler, ama birbirlerini ısırmazlar. Bu kulübün içerisinde Japonya, Rusya ve Çin de var... Hindistan nüfus ve atom gücü kartlarını kullanarak bu kulübe katılma peşinde, bi nevi Hindistan da emperyalist olma yolunda. Güney Asya'ya baktığımızda, eski dinamiğin yerinde yeller estiğini görüyoruz. Kore belki... Ama, Moon gibi bir tarikatın etkisi altındaki milyonlar ne yapacaklar dünyanın ezilen halkları için? Araplar, Afrika? Geçiniz... Kafkaslar, Türk cumhuriyetleri deseniz, daha Rusya ile başa çıkamıyorlar... Balkanlar zaten bölündü, AB hinterlandını iyi kontrol altında tutuyor. AB denen insanlık onuru şövalyeleri(!) niye gıklarını çıkarmadılar Bosna'ya yıllarca? Bölüp yönetmek her zaman daha iyidir! Belki Güney Amerika... Ama, onların da jeostratejik olarak bir önemleri yok, zira artık dünya enerji coğrafyasına kitlendi... İşte bu durum ve şartlar altında... Bi düşünelim, efendilere kim karşı çıkabilir? Efendilerin oyununu kim bozabilir? Kim diyebilir şöyle dayı dayı ortaya çıkıp, "Bana Tatar Ramazan derler, ben bu oyunu bozarım!" diye? Hangi ülkenin sınırları değişmedi 1. Dünya Savaşı'ndan beri? 1. Dünya Savaşı'ndan sonra imzalanıp da şu an yaşayan tek anlaşma hangisi? Bu ülkeyi ve bu anlaşmayı imza eden düşünce, güç ne? Bugün, efendilerin oyununu bozacak, tekerlerine çomak sokacak anti-global duruşun adı ne? İşte bunları cevaplayabilen, bu çirkin oyunu da çözer. |
|
||||
|
Olur mu hocam, bizler kafasi 1930larda kalmis geri kafali insanlariz..Biz ki, Dunya'nin daha da demokratlastigi(!), ayni Avrupa gibi!? ozgurlestigi bir zamanda, ayni Avrupa gibi globallestigi bir zamanda cikmisiz, Turklugumuzu savunuyoruz, kulturumuzu savunuyoruz!
Bu devirde gercekten olacak sey degil bizim yaptigimiz. Hayir hayir.. Mehmet Barlaslar gibi, Ahmet Altanlar gibi unutanlar, inanmayanlar olabilir ama bizler, bu memleketin kimlere ve nelere karsi kuruldugunu unutmayacagiz! Seviyle kal hocam.. |
|
|||
|
Quote:
Pasta paylaşımı meselesi şöyle bir şey. Madem betimleme yaptınız. Diyelim 4 kardeşiniz var ve aynı masada yemeğe oturmuşsunuz, yemeğin beşe mi bölünmesini istersiniz, yoksa altıya bölünüp, ilave parçayı da yemeyi mi? Herkes 6.parçayı da yemeye çalışıyor deseniz bile, bu benim aklımı ikna etmez. 5 eşit tabak, sofranın güvencesi ve neşesidir. Ya da diyelim, diğerleri kardeşiniz olmasın, mendebur 4 tane adam olsun. Gerçi doğanın olasılığı kimseye torpil geçmez ama, diyelim ki, siz daha güçlüsünüz, ve her seferinde, 6.7. parçaları da ele geçiriyorsunuz. Her sefer birilerini aç bırakmak içinize siner mi? Siner derseniz, diğerleri de sizi aç bırakmak için elinden geleni yapacaktır. Hayatı yaşarken, pastadan daha çok pay almayı düşünebilirsiniz, bu mümkün, sizi engelleyecek iki şey olabilir, ya doğa ya da varsa Tanrı. Yoksa gücünüzle yaşarsınız. Ama bunun sürdürülebilirliği ne kadar olabilir? Herkes böyle yaptığında, örnek olarak, Dünya’ya bakın. Bu gidişle ne kadar ömrünün kaldığı hesaplanabiliyor. Hayvanlar mesela, bu bakımdan insanlardan daha asil kanlılar. Bir ikisi dışında galiba, beslenme amacı dışında öldüren yok, ve sadece ihtiyacı kadarını. Oysa, insan iştahası öyle mi, pastayı olduğu gibi götürecek nerdeyse, neyse ki akıl ve vicdan emniyet sübabı. Diğer bir nokta, milleti nasıl tanımlarsanız tanımlayın, milliyetçilik modern devlet yapılarının kurucu ideolojilerinden biridir ve teorik ve politik bir yaklaşımdır. Mesela laiklik ve demokrasi de öyledir. Ama, laikim ve demokratım derken insanlar, milliyetçiyim derken olduğu gibi bir coşku taşımazlar. Çünkü, milliyetçilike duygusal yanlar eklenmiş durumda. Diğer ikisi ise, daha fikirseldir. Bilmem ne takımını tutuyorum der gibi milliyetçiyim deniyor. Karakter özelliği gibi algılanıyor. Oysa, bu kavram teorik ve siyasal gerekçeleri olan bir kavramdır, bir argümandır. Kültürünü ve ahalini ‘sevmeyi’ milliyetçilik sanmamak lazım. Bunu anlamak için, ulus devletler ne zaman ve niye kurulmuş sorusunu sormak gerekirdi. Son bir şey, pasta severler diye bir millet elbetteki olmaz. Ama pekela pasta severler ülkesi olabilir. Neden derseniz, şu anki modern devlet anlayışı, sonradan kurulan bir şey, demek ki yok da olabilir. Nitekim, ülkelerin sınırları enformasyon teknolojileri ile gittikçe aşılıyor. Bu gelişimler ilerde daha karma değerler ve anlamlar yaratacak, belki ilerde milliyet denen kavramın esamesi bile okunmayacak, o zamanlar da insanlık toplumsal birimler halinde yaşıyor olacak, bu birimlerden birinin pasta severler ülkesi olmaması için hiçbir mantığa aykırı neden yok. |
|
||||
|
Hakli oldugunuz yer var;
Quote:
Bos oldugum bir zamanda yazacagim. Iyiforumlar.. |
|
||||
|
Milliyetçilik iyidir, kötüdür, ırkçılık rezildir, ulusalcılık şöyledir böyledir derken olan yine oluyor ve gerçekler sopası olmadan herkesi hiç bir fark gözetmeksizin evirip çevirip dövüyor...
Çünkü gerçek kendisini dayatıyor! Şimdi bu ulusalcılık kötü ya, yani etnik köken ne olursa olsun anayasal vatandaşlığı savunmak, etnik kökeni bir kenara koyabilme cesaretini gösterip anı dili konuşabilmek, ortak bir tarihi ve kültürü paylaşabilmek, aynı ülkü üzerinde hem fikir olup yaşayabilmek kötü ya, ve bunun karşısında da "halkların kardeşliği" gibi bir ilaç var ya... Alın size halkların ne kadar kardeş olduğuna bir örnek! Malumunuz Türkiye yalan belgelerle iftira edilerek bir soykırımın sorumlusu olarak gösterilmeye çalışılıyor. Hatta, ulusal meclislerde bu sahte belgeler dahi ortaya konmadan siyasetçiler kanunlar yapıyor bu konuda. Ve Osmanlı döneminde olduğu iddia edilen bu olaydan dolayı Türkiye'yi sorumlu tutmak istiyorlar. Tazminat falan olmaz diye söyleyenler de var ama, Osmanlı döneminde olanlardan dolayı Türkiye'nin özür dilemesi isteniyorsa, Osmanlı'ya biçilecek tazminatın Türkiye tarafından ödenmesi niye istenmesin? Neyse, bu kardeşlik hikayesini hatırladıktan sonra, bu haftanın bombasına dönelim... Şimdi bu halklar kardeş ya... AB medeniyet projesi ya... AB ilkeleri insan haklarının güvencesi ya... Lahey Adalet Divanı bu işlerin adil yargı erki ya... Bu hafta bir karar aldı Lahey Adalet Divanı. Serebriniça katliamının soykırım olduğu ama bu soykırımdan Sırbistan hükümetinin sorumlu tutulamayacağına hükmedildi. Ne haber kardeşler? Almanla Fransız, Fransızla İngiliz, İngilizle İspanyol, İspanyolla İtalyan, İtalyanla Sırp kardeş de, Avrupalıyla Bosnalı, Avrupalıyla Türk kardeş değil mi? Değil galiba... Ama önce bu katliamın nasıl olduğuna bakmak lazım. Savaş esnasında BM Serebreniça'yı kendi kontrolü altında güvenli bölge olarak ilan ediyor. Bu karar ardından binlerce Bosnalı şehre gelip silahlarını teslim ederek BM'nin koruması altına giriyor. Bir süre sonra Sırplar şehri sarıyor ve BM askerlerine Bosnalıları teslim etmelerini söylüyorlar. BM askerleri de şehirden çekilip silahsız Bosnalıları kendi kaderleriyle başbaşa bırakıyorlar. Sonrası? Sonrası katliam, sonrası soykırım, sonrası tecavüz... Nerede kaldı halklrın kardeşliği? Burada Sırp hükümeti nasıl suçl olamaz? Burada BM nasıl suçlu olamaz? Nasıl olamaz biliyor musunuz? Karar nerede alındı? Lahey'de. Lahey nerede? Hollanda'da. Serebriniça'daki BM gücü hangi ülkenin askerlerinden oluşuyordu? Hollanda. İşte bu kadar basit! Kardeşlik falan palavra. Bana, maddi manevi desteklediği PKK teröristini kardeşim olarak görmemi "Bütün halklar kardeştir!" sloganı ile pompalamaya çalışan ve hatta zorlayan ABD, Hollanda, İsveç, Almanya, Fransa... yani tüm emperyalist Batı işine gelince bal gibi de uluslararası ilişkilerin temeli olan çıkar ilişkisini her fırsatta "babalar gibi" gözetiyor. Kardeşlik ancak eşitler arasında olabilir. Bakın emperyalist Batı Yalta'dan beri birbirini ısırıyor mu? Isırmıyor, çünkü kardeşler. Niye? Emperyalistin dostu emperyalisttir. Emperyalist emperyalistle kardeştir. A, benim kardeşim yok mu? Elbette var! Bu ülkenin kuruluşundaki mayanın temel unsuru olan antiemperyalizm çerçevesinde tüm mazlum uluslar kardeşimdir. Dikkatinizi çekerim mazlum uluslar dedim, emperyalistlerin işbirlikçisi kukla uluslar demedim! Mazlum olmak için öncelikle emperyalistin karşısında yer almalıdır bi ulus. Bu nedenle, yeri gelmişken de belirtmek lazım, malum halklar kardeş ve bu durumda kardeşlik uğruna herkesle(!) görüşülebiliyorsa, Mehmet Barlas'ın pmauk yanaklarını okşadığı Sevgili Başbakan'ımız Kuzey Irak'a gidip kuklalarla görüşeceğine esas oğlanla İmralı'da görüşmeli! Daha kısa ve kesin bir kazan-kazan diplomasisi elde ederler, buna adım kadar eminim(!) Hepimize gerçeklerin, sadece gerçeklerin yol göstermesi dileği ile! |
|
||||
|
Halklaın kardeşliğine dair güzel bir makale burada
http://www.milliyet.com.tr/2007/03/01/yazar/bila.html |
|
|||
|
İktidardaki ademi merkezileşme sürecine paralel olarak, "sevgi" de ademi merkezileşiyor. Artık "biz" duygusu merkezi iktidar tarafından "total" olarak dayatılmıyor da, insanlar bu "biz" duygusunu daha irili ufaklı bağımlılıklar kümesi etrafında yaşıyorlar.
Eskiden ulus-devlete ve onun yarattığı sembollere tapınması istenen birey(!), artık bir popstar, futbol kulübü taraftarlığı vb daha küçük çerçeveler içerisinde kendine bir aidiyet ortamı yaratıyor. Bu "duygusal ademi merkezileşme"nin en yerele inmiş haline verilebilecek en iyi örnek bir çift aşık olsa gerek... Sayın milliyetçiler; Niçin bireyin kendisini kendi istediği gibi tanımlaması sizi bu kadar rahatsız ediyor? Neden insan referanslı düşünmek istemiyorsunuz? Yere balgam atarak yürüyen bir türkle aramda bir rabıta görmezken, Dream Theater dinleyen bir meksikalı ile kendimi daha ortak paydaya ait hissetmem benim kişisel seçimimdir. Bu neden birilerini rahatsız etmektedir? Sabancının işçisi olmakla yabancının işçisi olmak arasında nasıl bir fark vardır? Birisi türkçe değil ingilizce öğrenmek istese, bunda ne gibi bir sakınca vardır? "İnsan", "birey" gibi kavramlar milliyetçilerin dünya algısının neresine denk düşer? Bu sorular uzar gider... |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|