Seslisozluk.com Forums   Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers


Go Back   Seslisozluk.com Forums > English language help, discussion and fun > Politics and News

 
 
LinkBack Thread Tools Display Modes
  #1 (permalink)  
Old 2006-09-14, 13:00
coffee's Avatar
Senior Member
 
Join Date: Dec 2004
Location: Sarajevo
Posts: 935
coffee is on a distinguished road
Default Osmanlı Haremi'nin sır perdesi ardındaki öyküsü...

Osmanlı Haremi'nin sır perdesi ardındaki öyküsü... Valide Sultanlar, gözdeler, cariyeler, hadımağalarıyla "Padişahın evi"...



Harem–i hümâyûn: duvarlarla çevrili; dünyanın en güzel kadınlarının padişahın gönlünü almak için birbiri ile yarıştığı, en büyük dedikodu ve entrikaların döndüğü, en acımasız cinayetlerin işlendiği bir "Altın Kafes"...

Bu ve benzeri tanımlamaların çoğu, Harem'i bir kez dahi görmemiş Avrupalılara aitti. Avrupalılar için Harem, esrarengiz, her zaman ilgi uyandıran ve hayalleri süsleyen bir yerdi. Üst düzey Osmanlı devlet görevlilerinin bile giremediği Harem'i Avrupalı Hıristiyanlar'ın görmesiyse hayal dahi edilemezdi. Buna rağmen, Harem'in işleyişi ile ilgili hayaller kuran Avrupalılar, Harem'le ilgili pek çok –yanlış!– bilgiyi içeren yazıları da kaleme aldılar. Örneğin, IV. Mehmed (1648–1687) döneminde İngiliz Elçiliği Kâtibi Rycaut, padişahın geceyi birlikte geçireceği cariyeyi seçmek için iki sıra hâlinde dizilmiş cariyeler arasından geçerken beğendiği güzelin önüne mendil bıraktığını söylemişti ki bu bilgi bir fanteziden öteye gidemezdi.

III. Ahmed döneminde (1703–1730) İngiltere'nin İstanbul elçisi olan Wortley Montagu'nun eşi Lady Montagu, üst düzey devlet görevlilerinin eşleriyle kurduğu ilişki nedeniyle Harem hakkında bilgi edinebilen nadir Avrupalılardandı. Lady Montagu, 10 Mart 1718 tarihli mektubunda Osmanlı padişahı II. Mustafa'nın (1695–1703) eşlerinden Hafsa Sultan'ın ağzından mendil hikâyesinin doğrusunu şöyle aktarmıştı:

"Öteden beri söylenildiği üzere, padişahın hangi kızı isterse ona bir mendil attığının kesinlikle doğru olmadığını ifade etti. Padişah, kızlardan hangisini isterse onu harem ağası vasıtasıyla çağırtırmış. Harem halkı, padişahın çağırttığı kızı, hamama götürürler, vücuduna kokular sürerler, gayet zarif giydirirlermiş. Padişah kendisinden evvel kıza bir hediye gönderir, sonra da bulunduğu daireye gidermiş. Yatağın eteğine kadar kızın sürünerek geldiği de yalanmış..."

Akkadça'dan Arapça'ya geçmiş bir kelime olan harem, "korunan, mukaddes şey ve yer" anlamına geliyor. Evlerde kadınların erkeklerle karşılaşmadan günlük hayatlarını sürdüreceği bölüme "harem" deniyor.

Osmanlı Harem teşkilatının ilk yılları hakkında pek bilgi yok. Osmanlı Devleti'nin ikinci hükümdarı olan Orhan Gazi (1326–1362) döneminde devletin teşkilatlanmasına paralel olarak Harem kurumunun ilk çekirdeği atıldı. Orhan Gazi, Bizanslı iki prensesle evlenmişti. Fatih Sultan Mehmed (1451–1481) zamanında devlet ve saray teşkilatının gelişmesine paralel olarak Harem–i Hümâyûn da teşkilatlandırıldı. III. Murad'la (1574–1595) birlikte Harem halkının sayısı arttı ve Harem–i Hümâyûn büyüdü. Harem denildiğinde akla cinsellik gelse de Harem–i Hümâyûn padişahın evi ve bir eğitim kurumuydu.

Osmanlı sarayı Birun, Enderun ve Harem olmak üzere üç bölümden meydana geliyordu. Ve Harem–i Hümâyûn, Harem'le birlikte Enderun'u da içine alıyordu. Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık'ın söylediği gibi Enderun, Osmanlı devletinin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir okulken, Harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir mektepti.

Harem'de padişah ve ailesiyle birlikte, onlara hizmet eden kadın köleler, yani cariyeler ve harem ağaları yaşıyordu. Osmanlı padişahları, II. Bayezid zamanına (1481–1512) kadar Bizans'tan, Balkan prensliklerinden Anadolu'daki Türk beyliklerinden prenseslerle evlenmişlerdi. Sultan II. Bayezid'den sonra ise Anadolu'daki Türk beyliklerinin sona ermesi ve Harem–i Hümâyûn'un iyice kurumlaşması ile birlikte –II. Osman (1618–1622) ve Sultan Abdülmecid (1839–1861) istisna olmak üzere- padişah ve şehzadelerin eşini sadece cariyelerden seçmesi âdet haline geldi.

Osmanlı sarayının cariye ihtiyacı, savaşta ele geçen esireler veya esir pazarlarından satın alınan kadın kölelerden sağlanıyordu. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Hanedan'la yakın ilişkisi olan şair Leyla Saz, hatıratında, "Bazı Çerkez kadınlarının kızlarını padişah haremi olup ihtişam ve elmaslar içinde hayat süreceğine dair ninnilerle büyüttüklerini" ifade etmişti.

Link

Korunan, mukaddes yer: HAREM!
06 Ağustos 2006 Pazar


National Geographic Ağustos sayısında “Haremler hakkında bilinen yanlışlar” başlığıyla yayınlanan yazıda Osmanlı saraylarındaki haremlerin gerçeğe en yakın şekli anlatılıyor.


National Geographic Ağustos sayısında “Haremler hakkında bilinen yanlışlar” başlığıyla yayınlanan yazıda Osmanlı saraylarındaki haremlerin gerçeğe en yakın şekli anlatılıyor.

Aşağıda, NTVMSNBC.COM’da yayınlanmış olan National Geographic “Haremler hakkında bilinen yanlışlar” yazısının tanıtım metnini bulacaksınız.

Okumadan önce hatırlatmak isteriz ki;

İslam geleneklerine sıkı sıkıya bağlı olan Osmanlı’da, padişahlar en fazla 4 bayan ile izdivaç yapabilmişlerdir. Bu izdivaçları dışında nikahsız ilişkiye girmedikleri, önde gelen Osmanlı Tarihçileri tarafından net olarak açıklanmıştır. Aşağıdaki yazıda bu konu tam olarak açıklanmamıştır.

Yazının sonunda yer alan “Osmanlı sarayının cariye ihtiyacı, savaşta ele geçen esireler veya esir pazarlarından satın alınan kadın kölelerden sağlanıyordu.” şeklindeki konunun gerçekleri ise şöyledir; Savaşta ele geçen kimsesiz kadın esirler ile, savaşta hayatını kaybetmiş Osmanlı askerlerinin kimsesi olmayan eşleri Harem’e alınır, orada sağlıklı ve güvenli bir şekilde yaşaması temin edilirdi. Kimsesiz kadınların sokaklarda kalarak sıkıntı çekmesine izin vermemek için Harem onlara bir yuva olur ve bir ömür boyu sağlıklı ve güvenli bir hayat sunardı.

İşte “İade-i İtibar” niteliğindeki yazı;



"Haremler hakkında bilinen yanlışlar"

Günümüze değin, Harem denildiğinde akla cinsellik gelse de Osmanlı Harem’i aslında padişahın evi olmasının yanı sıra cariyelere okuma, yazma, musiki, raks, dikiş nakış, protokol adabı, hat, tezhip, süsleme sanatlarının öğretildiği bir eğitim ve devlet kurumuydu.


Harem-i hümâyûn: duvarlarla çevrili; dünyanın en güzel kadınlarının padişahın gönlünü almak için birbiri ile yarıştığı, en büyük dedikodu ve entrikaların döndüğü, en acımasız cinayetlerin işlendiği bir “Altın Kafes”...

Bu ve benzeri tanımlamaların çoğu, Harem’i bir kez dahi görmemiş Avrupalılara aitti. Avrupalılar için Harem, esrarengiz, her zaman ilgi uyandıran ve hayalleri süsleyen bir yerdi. Üst düzey Osmanlı devlet görevlilerinin bile giremediği Harem’i Avrupalı Hıristiyanlar’ın görmesiyse hayal dahi edilemezdi. Buna rağmen, Harem’in işleyişi ile ilgili hayaller kuran Avrupalılar, Harem’le ilgili pek çok -yanlış!- bilgiyi içeren yazıları da kaleme aldılar. Örneğin, IV. Mehmed (1648-1687) döneminde İngiliz Elçiliği Kâtibi Rycaut, padişahın geceyi birlikte geçireceği cariyeyi seçmek için iki sıra hâlinde dizilmiş cariyeler arasından geçerken beğendiği güzelin önüne mendil bıraktığını söylemişti ki bu bilgi bir fanteziden öteye gidemezdi.

UYDURMA MENDİL HİKAYESİ
III. Ahmed döneminde (1703-1730) İngiltere’nin İstanbul elçisi olan Wortley Montagu’nun eşi Lady Montagu, üst düzey devlet görevlilerinin eşleriyle kurduğu ilişki nedeniyle Harem hakkında bilgi edinebilen nadir Avrupalılardandı. Lady Montagu, 10 Mart 1718 tarihli mektubunda Osmanlı padişahı II. Mustafa’nın (1695-1703) eşlerinden Hafsa Sultan’ın ağzından mendil hikâyesinin doğrusunu şöyle aktarmıştı:

“Öteden beri söylenildiği üzere, padişahın hangi kızı isterse ona bir mendil attığının kesinlikle doğru olmadığını ifade etti. Padişah, kızlardan hangisini isterse onu harem ağası vasıtasıyla çağırtırmış. Harem halkı, padişahın çağırttığı kızı, hamama götürürler, vücuduna kokular sürerler, gayet zarif giydirirlermiş. Padişah kendisinden evvel kıza bir hediye gönderir, sonra da bulunduğu daireye gidermiş. Yatağın eteğine kadar kızın sürünerek geldiği de yalanmış...”

Akkadça’dan Arapça’ya geçmiş bir kelime olan harem, “korunan, mukaddes şey ve yer” anlamına geliyor. Evlerde kadınların erkeklerle karşılaşmadan günlük hayatlarını sürdüreceği bölüme “harem” deniyor.

Osmanlı Harem teşkilatının ilk yılları hakkında pek bilgi yok. Osmanlı Devleti’nin ikinci hükümdarı olan Orhan Gazi (1326-1362) döneminde devletin teşkilatlanmasına paralel olarak Harem kurumunun ilk çekirdeği atıldı. Orhan Gazi, Bizanslı iki prensesle evlenmişti. Fatih Sultan Mehmed (1451-1481) zamanında devlet ve saray teşkilatının gelişmesine paralel olarak Harem-i Hümâyûn da teşkilatlandırıldı. III. Murad’la (1574-1595) birlikte Harem halkının sayısı arttı ve Harem-i Hümâyûn büyüdü. Harem denildiğinde akla cinsellik gelse de Harem-i Hümâyûn padişahın evi ve bir eğitim kurumuydu.

HAREM BİR EĞİTİM KURUMUYDU
Osmanlı sarayı Birun, Enderun ve Harem olmak üzere üç bölümden meydana geliyordu. Ve Harem-i Hümâyûn, Harem’le birlikte Enderun’u da içine alıyordu. Osmanlı tarihçisi Halil İnalcık’ın söylediği gibi Enderun, Osmanlı devletinin erkek yöneticilerinin yetiştiği üst düzey bir okulken, Harem de kadın yöneticilerin yetiştiği bir mektepti.

Harem’de padişah ve ailesiyle birlikte, onlara hizmet eden kadın köleler, yani cariyeler ve harem ağaları yaşıyordu. Osmanlı padişahları, II. Bayezid zamanına (1481-1512) kadar Bizans’tan, Balkan prensliklerinden Anadolu’daki Türk beyliklerinden prenseslerle evlenmişlerdi. Sultan II. Bayezid’den sonra ise Anadolu’daki Türk beyliklerinin sona ermesi ve Harem-i Hümâyûn’un iyice kurumlaşması ile birlikte -II. Osman (1618-1622) ve Sultan Abdülmecid (1839-1861) istisna olmak üzere- padişah ve şehzadelerin eşini sadece cariyelerden seçmesi âdet haline geldi.

Osmanlı sarayının cariye ihtiyacı, savaşta ele geçen esireler veya esir pazarlarından satın alınan kadın kölelerden sağlanıyordu. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Hanedan’la yakın ilişkisi olan şair Leyla Saz, hatıratında, “Bazı Çerkez kadınlarının kızlarını padişah haremi olup ihtişam ve elmaslar içinde hayat süreceğine dair ninnilerle büyüttüklerini” ifade etmişti.

Link
  #2 (permalink)  
Old 2006-09-14, 18:53
Senior Member
 
Join Date: Nov 2005
Posts: 185
ugurokus is on a distinguished road
Default

Quote:
19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarında Hanedan’la yakın ilişkisi olan şair Leyla Saz, hatıratında, “Bazı Çerkez kadınlarının kızlarını padişah haremi olup ihtişam ve elmaslar içinde hayat süreceğine dair ninnilerle büyüttüklerini” ifade etmişti.
Euheuhuehueuhueuheuh Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeştindeki küçük çerkez kızı Dilber, bunlardan biri miydi yoksa?
  #3 (permalink)  
Old 2006-09-14, 19:31
simyaci's Avatar
Senior Member
 
Join Date: May 2005
Location: Istanbul
Posts: 346
simyaci is on a distinguished road
Lightbulb Harem meselesi, örneklerden sadece biri..

Sevgili Coffee, müsaadenizle buraya Elif Şafak'ın dolaylı da olsa konuyla alakalı enfes bir yazısının link'ini veriyorum. Osmanlı ve daha başka bir çok meseleyi algılama tarzımızın nasıl olması gerektiğine dair çok güzel bir teklif sunuyor..

"KÜÇÜK GÜZELDİR", Elif ŞAFAK
  #4 (permalink)  
Old 2006-09-14, 19:35
Member
 
Join Date: Sep 2006
Posts: 90
fkarsiyaka is on a distinguished road
Default

evet haremin, türkiyeyi sadece dansözlerle rakıyla saz sözle tanıyan ve araştırmaya bile zahmet etmeyen batılılar nezdinde iadei itibarı olmuş bu çalışma.
  #5 (permalink)  
Old 2006-09-15, 11:20
coffee's Avatar
Senior Member
 
Join Date: Dec 2004
Location: Sarajevo
Posts: 935
coffee is on a distinguished road
Default

Quote:
Originally Posted by simyaci View Post
Sevgili Coffee, müsaadenizle buraya Elif Şafak'ın dolaylı da olsa konuyla alakalı enfes bir yazısının link'ini veriyorum. Osmanlı ve daha başka bir çok meseleyi algılama tarzımızın nasıl olması gerektiğine dair çok güzel bir teklif sunuyor..

"KÜÇÜK GÜZELDİR", Elif ŞAFAK
Şimdi şunu belirtmekte fayda var.Bu başlık her ne kadar benim açtığım bi başlıkta olsa benim tekelimde değildir.Yalnızca sizden ricam benim açtığım başlıklar altında, konuyla alakası olmayan ve başka mevzuların gündeme gelmesine sebebiyet verebilecek tartışmalara girmemeniz.bunun yanında konuyla ilgili bize bişeyler katacağını ve yanlış anlamalara sebebiyet vermeyeceğini düşündüğünüz her türlü postunuz beni aksine mutlu eder.Verdiğiniz linkle alakalı olarak da “Osmanlı’da filanca” gibi başlıklar, nobran bir genellemeye dönüşebilir şüphesiz. Ve her nobran genelleme gibi, görmekten ziyade, gö-re-me-me-ye sebep olabilir; bir bütünü aydınlattığını sanırken, her biri kendi içinde o bütünden özler taşıyan parçaların gölgelerini yok saymaya... Tutup sorarlar insana: “Hangi dönemdeki Osmanlı? Hangi yerdeki Osmanlı? Kimin gözünden Osmanlı?” diye. Sorarlar ve her soruşlarında cevap değişebilir; bırakın değişmeyi vahim sarsıntılar geçirebilir.“ cümlesi gerçekten çok doğru olduğuna inandığım bişey.paylaşımınız için teşekkür ederim.
  #6 (permalink)  
Old 2006-09-15, 11:34
reflections's Avatar
Senior Member
 
Join Date: Aug 2006
Location: OrtaDünya
Posts: 157
reflections is on a distinguished road
Default

Kasti olarak yanlış aksettirilen bu mevzunun konu alınması güzel ,yazıda harika tespitler var, paylaşım için teşekkürler .

Osmanlı devlet teşkilâtında harem-i hümâyûn tabiri hem haremi hem de enderunu içine alır. Enderun padişah, saray ve devlet hizmetinde bulunacak erkeklerin, harem ise ikametgâh görevinin yanında kadınların yetiştirilmesi için bir eğitim müessesesidir. Bu bakımdan hareme yüksek dereceli kadınlar akademisi de denilebilir. Burada en alt kademe olan cariyelikten ustalığa kadar bir terfi sistemi bulunmaktadır.

Haremin bu son derece çarpıcı ve ilgi çekici yönü ne yazık ki, hep geri plana itilmiş ve yeterince değerlendirilmemiştir. Buna karşılık harem hayatının gizliliği ve mahremiyeti herkese malum olduğu halde özellikle batılı yazarlar tarafından hiç bilinmeyeni en bilinen kısmıymış gibi harem hakkında anlatılanlar basit ilişkiler üzerine kurulmuştur. Buradaki bilgilerle senaryolanan çeşitli film, roman ve tiyatrolarda da maalesef çok geniş bir teşkilata sahip bulunan haremin asıl fonksiyonu göz ardı edilmiş veya maksatlı olarak unutturulmaya çalışılmıştır.


Ahmet Şimşirgil

Tarih ve Düşünce Dergisi' nden
 

Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Trackbacks are On
Pingbacks are On
Refbacks are On


Similar Threads
Thread Thread Starter Forum Replies Last Post
Hollanda'da Osmanlı Mührü ucansandalye Reading and writing 0 2006-04-21 13:55


All times are GMT +3. The time now is 06:14. (Turkiye time zone)


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.2
Copyright © 1999-2009 seslisozluk.com. All rights reserved. Her hakkı saklıdır.