![]() |
Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers |
|
||||
|
Quote:
1. Balkan, 2. Balkan, Trablusgarp, Çanakkale, Girit, Kıbrıs, Yemen... Denizlere hakim olan cihana hakim olur. (Barbaros Hayrettin Paşa). Zira... Savaşı istediğini, istediği zamanda, istediği yere nakledebilen kazanır. (Mustafa Kemal Atatürk) Osmanlı donanmasının acizliği yüzünden ölen Mehmetçik sayısını bilmiyorum... Ayrıntılı araştırmak lazım tabi. Ama, sadece Çanakkale dahi olayın boyutlarını göz önüne getirmek için yeterli bir bilgi kaynağı. Orada da, artık çürümüş olan 2 tane kruvazörü koylara çekip toplarıyla aşırtma atışı yapmak zorunda kalmışlardı... |
|
||||
|
Bu konuda kitap şöyle diyor.
Abdülaziz döneminde Osmanlı donanması, görünüşte Avrupa'nın 3. büyük deniz gücü haline gelmişti gelmesine; ama bu bir kısmı elden düşme ya da 'ikinci el' alınan devasa gemilerimiz, 93 Harbi'nde Karadeniz'de yapılan bir deniz çarpışmasında küçücük Rus istimbotlarıyla başa çıkmakta zorlanmış, "Lutf-ı Celil" gibi bazı gemilerimiz torpidolarla batırılmış, diğerleri ise filikalar indirilip etraflarına dizilmek suretiyle korunabilmişti. Yani gemilerin parlak boyalı, yeni, muhteşem armalı, velhasıl büyük ve gösterişli olmaları bir şeyi halletmiyordu. Gemi üretim altyapısı hazır olmayan devletlerin sırf dışarıdan gemi satın alarak donanmalarını ayakta tutmaları mümkün değildir; bu süreç, tıpkı şimdiki F-16'lar gibi dışa bağımlılığı artırır. Kaldı ki, Sultan Aziz'in kurduğu donanmanın hızla yenilmesi gerekiyordu. Buna karşılık, 93 Harbi'nden yenik çıkan, üstelik Rusya'ya milyonlarca altın tazminat ödemek zorunda kalan iflas etmiş, vergilerini Duyun-i Umumiye idaresinin topladığı bir hazineyle mevcut gemilerin bırakın yenilenmesini, yüzdürülmesi bile büyücek bir masraf kapısı demekti. Sultan Abdülhamit deniz kuvvetlerini tamamen de boşlamış değildi. Yine gemiler satın alıyor, mevcut gemileri yeniletiyordu; hatta denizaltı gemisi icad edildiğinde onu ilk edinen ülkelerden birisi de biz olmuştuk. Ancak o, temelde "karacı"ydı. Tabii bu bir tercihti. Silah yatırımlarını top ve tüfeğe yapmıştı. Nitekim Çanakkale savaşlarında kullandığımız Krupp toplarının bir kısmı onun devrinde satın alınmış ve boğazlara yerleştirilmişti. Donanmanın bir tehdit unsuru olarak Haliç'te tutulması, Akdeniz'de dolaştırılmasından daha caydırıcıydı. Abdülhamit eğer söylendiği gibi donanmaya düşman olsaydı, Ruslar Ayastefanos Antlaşması'nda bazı gemilerimizi tazminat olarak istediklerinde direnmez, verip kurtulurdu. Oysa cevabı son derece düşündürücü ve şaşırtıcı: Donanmanın elden çıkarılmasına kesinlikle razı değilim. Bu maddeyi reddetmek için her türlü fedakarlığa hazırım. Bu uğurda gerekirse canımı feda ederim. |
|
||||
|
Quote:
![]() Ve, kırmızı ile işaretlediğim yerden gördüğüm şudur ki, arkadaş Türkiye Cumhuriyeti Donanması'nın halini bilmemektedir. 82 yıllık cumhuriyet, 22 yabancı fırkateyn (Alman ve Amerikan menşeili)... Ya denizaltı filosu? Yine aynı... Neyse, dönecem ben sana kardeşim...Düzeltme 1: Bordoyla işaretlenen kısım... Haliç'teki donanma kimin için tehdittir? Yıldız'ı işgal edecekler için. Yazar zaten farkında olmadan gizlemeye çalıştığı gerçeği söylüyor.
Last edited by suildur; 2006-09-09 at 17:43. |
|
||||
|
Quote:
|
|
||||
|
Diğer ilginç bir nokta da Abdülhamit döneminde her yıl ortalama 400 yeni okul açılmış olması.
Vatikan'daki San Giocchino in Prati Kilisesi'nin cephesinde "Memalik-i Osmaniye" madalyonunun sütun başlarının arkasındaki şeridin üzerinde bulunması da bir İslam Halifesi için ilginç. Ve Londra'da daha sonra Paris'te gösterime sergilenmesi girişimi olan Hz. Muhammed'e hakaretler içeren bir tiyatro oyunun da iptal ettirilmesini sağlamış. Bağcılıktan çobanlığa kadar her türlü meslek için okullar da açmış. Valla bu kadar şeyden sonra benim "Kızıl Sultan" demeye dilim varmıyor. |
|
||||
|
Atatürk'e Göre Abdülhamit Abdülhamid'in idare tarzı, âzami müsamahadır. Atatürk Nizamettin Nazif Tepedenlioğlu, 1930'lu yılların delişmen kalemlerinden biridir. İstikbalin parlak ediblerinden biri olarak bakılır kendisine. Ancak 21. yüzyılda Ordu ve Politika adlı kitabının yeni basımıyla girebildiğini söylemek zorundayım. Demek ki, zaman dediğimiz gizemli varlık, bazen bu denli acımasız davranabiliyor şöhretli kalemlere. Nizamettin Nazif'in ilginç bir hatırası, onu Abdülhamid kitabının içine taşıyıverdi. Neydi bu hatıra ? 23 Temmuz 1958 tarihinde Hürriyet gazetesi Nizamettin Nazif'in bir yazı dizisini yayınlamaya başlar. Niye bu tarihte yayınlanır yazı dizisi ? Meşrutiyet'in ilanının üzerinden 50 yıl geçmiştir de ondan. Bu hatıraların bir yerinde, 31 Temmuz 1958 tarihlisinde o zamana kadar bilinmeen bir hatırasını anlatır Tepedenlioğlu (kendisinin ünlü âsi Tepedenli Ali Paşa'nın torunu olduğunu belirtelim). Anlattıkları gerçekten de hayret vericidir. 1937'de artık devlet adamlığında iyice olgunlaşan Atatürk'ün Abdülhamid'i nasıl gördüğüne ilişkin çarpıcı bir anekdottur anlattığı. Kendisinden dinleyelim. 1937 yılında idi. Yaz aylarından biri. Doğrudan doğruya kendi kontrolündeki bir gazetede "Makedonya" adlı bir eserim tefrika ediliyordu. Bir akşam üstü başyaver Celâl Bey beni telefonla aradı. Dolmabahçe sarayına davet edildim ve saraya gidince de, hemen hiç bekletilmeden, üst kata çıkarıldım. Bir kapı açıldı, kendimi büyük adamın karşısında buldum. Saygılarımı bildirince mutad bir iki nezaket cümlesi ise beni taltif etti. Sonra: - Yazını okuyorum, dedi. Hürriyetin ilân edildiği zaman küçük bir çocuk olman lâzım. Fakat tebrik ederim, o günleri iyi canlandırıyorsun. Yalnız Abdülhamid'i hiç sevmediğin belli. Biraz durdu. Elindeki bir renkli kalemi, önünde açık duran kalın ciltli bir Fransızca kitaba dikine vurarak düşünür gibi oldu. Ben susuyordum. Bu hal bir iki dakika devam etti. Sonra birdenbire şu sözler çıktı ağzından: - Sevme Abdülhamid'i. Gene de sevme ! Fakat sakın hatırasına hakaret edeyim deme. Senin neslin biraz daha temkinli kararlar vermeye alışmalı. Bak çocuk ! Şahsi kanaatimi kısaca söyleyeyim: Tecrübe göstermiştir ki, toprakları üstünde yaşayan insanların çoğunun ahvali meşkûk (Ne olacakları şüpheli) ve hudutları yalnız düşmanlarla çevrili bir büyük devlette Abdülhamid'in idare tarzı, âzami müsamahadır (en yüksek hoşgörüdür). Hele bu idare, on dokuzuncu yüzyılın son yıllarında tatbik edilmiş olursa... Bunun üzerine ayrılmama müsaade buyurmuşlardı. Saygılarımı tekrarlayarak huzurundan uzaklaşmıştım. Mustafa Armağan, Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı -------------------------------------------------------------------------------------------------Nizamettin Nazif Tepedenlioğlu, İlân-ı Hürriyet ve Sultan II. Abdülhamit Han, İstanbul 1960, Yeni Çığır Kitabevi, s. 39-40. |
|
||||
|
Quote:
İmza, Mustafa Kemal Atatürk!!! Yahu, 2. Meşrutiyet nasıl geldi, kim getirdi, II. Abdülhamit'i tattan kim/kimler indirdi, Mustafa Kemal bunların neresindeydi, Mustafa Kemal Suriye'ye (1905 sanırım) niye sürgün gitti? Ayıp bunlar ya... Tarihi gerçekler ortada dururken menkıbe geleneğinden gelenlerin böyle hatıratlarla "Bağımsızlık karakterimdir!" diyen Mustafa Kemal'e böylesi bir yakıştırma yapmalarını çok normal karşılarım... Zira, tabiatları bu... Ama, "Hayatta tek hakiki mürşit bilimdir!" diyorsak buna göre davranmlı ve böylesi dezenformasyon ve saptırmalara kanmamamız lazım. Hatta, böylesi şeyleri aktaranlara tarih bilimi ışığında hesap sormamız lazım!!! |
|
||||
|
Quote:
|
|
||||
|
Quote:
Yok böyle hatırat olayı tarih biliminde. Olaydı, şu an Ermeni Soykırımı'nın en büyk delili diye gösterilen Mavi Kitap başucu eseri olur, Türkiye'de gerekli yaptırımlara maruz kalırdı. Herşey ispata dayalı olmalı. İttihat ve Terakki'ye yakınlığı bilinen, sürülen, 1903 yılında kendi eliyle yazıp dağıttığı cumhuriyet talebini kaleme aldığı gazeteler olan Mustafa Kemal 2. Abdülhamit'e bunları diyecek... ![]() Saçma. İspat etsin aksini. Al işte bende de yukarıdaki hatırat var... ![]() Belge olucak abicim, ispat olacak, gerisi fasarya yani. |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|
Similar Threads
|
||||
| Thread | Thread Starter | Forum | Replies | Last Post |
| Mehlika Sultan | ucansandalye | Song writing & lyrics | 1 | 2006-04-19 10:51 |