![]() |
Word Requests x Others | Helpful Answers |
|
||||
|
Av. Sabahattin BEKTAŞ
Sahil kentlerimizden Göcek'te yabancıların çoğunlukta olduğu bir sitenin kat malikleri kurulu toplantısındayız. Büyük çoğunluğu İngiliz olan yabancılar geçen seneki toplantıda konuşma dili olarak İngilizceyi hâkim kılmışlardı. Geçen yılın tecrübesiyle toplantıyı yönetecek avukat olan başkana karşılıklı İngilizce konuşulmasına izin verildiğinde hâkimiyetin İngilizceye geçeceği ve Türkçenin silineceği uyarısında bulunmuştum. Nitekim başkan hâkimiyeti kaybetti, konuşma dili artık İngilizce olmuştu. Toplantının belli yerlerinde uyarıda bulunarak burasının Türkiye olduğunu, konuşma dilinin Türkçe olması gerektiğini, yabancılar için Türkçeden İngilizceye çevirme yapılabileceğini belirttim. Bu uyarım da pek etkili olmadı. Aksine yabancı dil bilmeyen oturum başkanı ve benim için İngilizce konuşmalar Türkçeye çevrilmeye başlandı. Bir ara yine söz aldım, kendi ülkemde azınlık durumuna düştüğümü, tercümenin Türklere değil yabancılara yapılması gerektiğini belirten bir konuşma yaptım. Bu arada bir İngiliz arka taraftaki Atatürk resmini göstererek ''Bununla akrabalığın var mı'' diye sordu. Bu soru sorma şekli dalga geçer havada ve çok anlamlı idi. Toplantıda, başkan, hâkimiyeti kaçırıp İngilizce de bilmediğinden ses takip eden canlı durumuna düşmüştü. Bu durumu yanında bulunan oğluna göstererek aynen ''... Başkanın haline bak ses gelen tarafa yönelen bir canlıya dönüştü.. başkanın şahsında ülkemin halini görüyorum. Dilini kaybeden milletin kendisini yönetmesi mümkün mü?'' dedim. Gerçekten de başkan toplantıya Türkçeyi hâkim kılmayarak zavallı durumuna düşmüş, bizi de ülkemizde azınlık durumuna düşürmüştü.... Anlatılan olaydan çıkarılacak çok dersler olduğunu düşünüyorum. İngilizlerin dilini yaymak ve hâkim dil yapmak çabalarını anlatmak mümkün. Benim anlamadığım, kendi ülkesinde anadilini bırakıp İngiliz misyonerliği yapan Türkler. Türkçeye sahip çıkamayan, kimliğine ve bağımsızlığına da sahip çıkamaz. Türkçenin kaybedilmesi Türkiyenin kaybedilmesidir. Cumhuriyet kurulurken Türkçeye gösterilen özenin bugün gösterilmemesi, bizi kendi ülkemizde azınlık durumuna düşürmektedir. Olayımızda olduğu gibi yönetenlerimizi de ses takip eden canlı durumuna düşürür. Özellikle aydın geçinen, yabancı dil hayranlarının yabancı dil komplekslerinden kurtulmaları gerekir. Türkçeye sahip çıkılmazsa yukarıdaki örnek her geçen gün çoğalacaktır. Gelin dünyanın en yetkin en üretken en büyük dili Türkçeye sahip çıkalım. Türkçenin kurtuluşu Türkiye'nin kurtuluşudur. Başkasının dili ile kurtulmuş ve büyümüş ulus yoktur. Unutmayın ki, giden hayatı getirebilecek bir ilaç yoktur. |
|
||||
|
Türk Ocağı Eskişehir Şube Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal,
düzenlediği basın toplantısında, insanların zekasının, bilgisinin ve hassasiyetinin dilinde toplandığını belirterek, bir milletin başka milletler üzerindeki en kuvvetli silahının dili olduğunu söyledi. Dilini kaybeden bir milletin her şeyini kaybetmiş olacağını ifade eden Prof. Dr. Ünal, şöyle konuştu: ''Dilini kaybeden millet, her şeyini kaybetmiş demektir. Vatanı yaşatan milletse, milleti millet yapan da dildir. Giden vatanlar, dilleri diri kalan milletler tarafından tekrar kurtarıldı, ancak dili giden milletlerin, ne vatanları kaldı ne kendileri... AB sürecinde, yazı dilinden, sözlüklerden millilik ifade eden kavramların çıkarıldığını görüyoruz. AB'yi kuran Fransa, Fransızcayı Koruma Kanunu'nu 1994 yılında çıkardı. Türkçeyi iyi konuşan ve iyi yazan insanlar kalmadı. Gidenlerin yerine yenilerini yetiştiremiyoruz.'' Prof. Dr. Ünal, bugün Karamanoğlu Mehmet Bey'in 13 Mayıs 1277'de Türkçeyi devlet dili ilan etmesinin yıldönümünü kutladıklarını da belirterek, Türkçenin kullanımı ve korunmasına yönelik bir metin hazırladıklarını bildirdi. Prof. Dr. Ünal, bu konuda hazırlanacak bir yasada yer almasını istedikleri görüşleri içeren metni, imza kampanyasının ardından Meclis'e göndereceklerini kaydetti. |
![]() |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|