![]() |
Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers |
|
|||
|
1) İdeolojiler aksiyomatiktir. Çatıştıkları noktalar esas itibariyle dayandıkları aksiyomlardır.
2) Her tez/önerme/fikir/ideoloji doğru aksiyomlara dayanılarak, doğru argümanlarla savunulabilir ve hepsi de "teknik olarak" doğrudur. Bunlar da benim aksiyomlarım olsun. Bu çerçevede "sesli düşünme" tarzında bişiler yaziim dedim. Madem her tez savunulabilir, bugüne değin küfür gibi kullanılmış olan faşizmi de bi savunalım ve düşündürelim. Yalnız bu iki aksiyoma bir üçüncüsünü eklemem lazım. Bizim bi hocamız ideoloji kavramını açıklarken şuna benzer bişi demişti: "bir insan hem sosyalist hem faşist olamaz arkadaşlar, eğer olursa onun kafası karışmış demektir." Bunu kabul edemem. 3) İdeolojiler insanın duygusal dünyasından bir parça yakalarlar. Yani bir ideoloji, bir ruh halinin bir duygusal eğilimin yansımasıdır diyebiliriz kabaca. İnsan ise birbirine zıt duygusal eğilimleri diyalektik bir bütünlük içinde tek bir bedende toplayan çelişik bir varlıktır. E öyleyse nasıl oluyor da insanlar belli bir ideolojinin mensubu olabiliyorlar? Bu, işin biraz sosyo-psikolojik yanı açıkçası. Bir kimliğe ait olmak, yalnızlıktan kurtulmak adına insanlar belli bir duygusal yönünü diğerlerine göre daha fazla ön plana çıkarabilirler. Bu uzun günah çıkarma faslının ardından, bugüne kadar küfür gibi söylenegelmiş faşizme teorik bir giriş yapma zamanı geldi. Ortaya koyacağım tez, "iyinin ve kötünün ötesinde" bir yerde kendine hayat bulabilir ancak... ... Benim algıladığım faşizm, cemaat-özdeşlik-istikrar temeline oturtulan bir "fesces" anlayışı değil. Mussolini değil, Hitler değil... Modern bir ideoloji olarak faşizmin "babası" Nietzschedir. "Baba" dedim çünkü fazlasıyla eril görüyorum bu ideolojiyi Gerçi çok mu anlamlı bu eril/dişil kavramsallaştırmaları... (Neyse sallayalım onu)Ultrabıyıkları sebebiyle öpüşemeyip faşistleşmiş (geyik) pala nietzsche amcamız deccal adlı yapıtında neşter örneğini verir. Der ki bir cerrahın bir insanı kesmesi ilk bakışta çok vahşi görünür; ama neticede o insanı iyileştirecek olan o neşterdir. İşte faşizm bu neşretin ta kendisidir. Faşizm yarın için bugünü feda etme ideolojisidir. Doğuştan hedonistik olan insanı aşarak insanüstüne varmanın ideolojisidir. Faşizm, raskolnikovun baltasına sap olabilme mücadelesidir. Adam Smith'in fırıncısı nasıl dolaylı bir şekilde toplumsal fayda yaratıyorsa, faşizm de yine araçsal bir şekilde insanı feda ederek insana hizmet eder. Rasyonalitenin otoriteryenlikle birleşmesinin ürünüdür faşizm. Dolayısıyla ulus-devlet çağının geri kalmışlarının kalkınma ideolojisidir aynı zamanda. Almanya ve İtalya değil, o dönemde pek çok ülke faşisttir ama bu adı kimse kullanmaz nedense. Nietzsche'nin ortaya koyduğu fikirler anarşistik bir vizyon taşıyordu (her ne kadar anarşistlerle nihilistleri ve hristiyanları aynı kefeye koysa da). O, bir "survival of the fittest" ideolojisi ortaya koymuştu. Din, devlet, toplum vs vs hiçbir güç, güçlüye çelme takmamalıydı. Yeni değerler yaratan insanüstüne, ayaktakımı tarafından sekte vurulması süreci, bu bengi dönüş, kırılmalıydı. ... Derken nietzschenin 19. yüzyılda ortaya koyduğu vizyon 20. yüzyılda kitleselleştirilmiş bir şekilde hayat buldu. İnsanüstü düşüncesinin kollektifleştirilmesi doğrultusunda kullanılabilecek en uygun araç milliyetçilikti. Gelgelelim alman toplumunda asıl insanüstünü oluşturan yahudiler, faşist kalkınmanın motivasyon yaratma projesine kurban gittiler. ... "Zamanında öl! Zerdüşt bunu önerir..." Yaşlıların topluca ölüme terk edilmeleri (hatta öldürülmeleri), rasyonalitenin en acımasız yüzüdür. "Acımak insanın kendisini gerdiği çarmıhtır." Faşistler sevmez; sevilmez. Sevilmedikleri için sevemezler. Ama onların nefretinde, onların hastayı iyileştirmek için kullandığı neşterde bir sevgi yok mu acaba? Kimse bu sevgiyi göremez ve onlar buna isyan ederler. Faşist narsisttir. Yani çok zayıf bir özgüvene sahiptir. Müthiş bir eziklik, zayıflık, aşağılık duygusu yaşar. Bu duyguyu narsistik bir isyanla, bir büyüklük tutkusuyla bastırır. Bireysel gelişim (toplumsal gelişim) için en güçlü motivasyonnarsistik insandır. Kabul görmesinde en etkili araç "başarı" olacaktır. Zaten siyasal olarak faşizmi inşa edebilmenizin anahtarı da ezik bir topluma sahip olmanızda yatar. Onları ancak bir topluluk narsizmi altında "gelecek motivasyonu"na sürükleyebilirsiniz. Ne var ki insanlar sevmeyi/sevilmeyi öğrendikleri an faşizmin motivasyonu zayıflamaya başlayacaktır. Bundan ötürü kitleselleşmiş faşizm, totaliter olmak zorundadır. Cinselliğin kontrolü yalnızca aile denen emek+savaşçı üretim biriminde kayıtaltında insan yetiştirmek değil, aynı zamanda faşizmin motivasyonunu sağlamaktır. Tıpkı 1930larda bir sovyet yetkilinin yaptığı gibi (devrimci enerji kuramı). ... Faşizm bireyin kendi içinde yaşadığı bir duygu olarak kaldığı sürece -ki buna narsizm desek daha doğru olur- güzeldir. Şu satırları yazarken kullandığım teknoloji faşistlerin ürünüdür. Onlar daha çok kazanmak istediler. Yaratmak istediler. Nietzsche'nin tabiriyle konuşursak "yaşamı" istediler. Çünkü onlar hiç sevilmediler. Kendilerini "sevilebilir" kılmak istediler. Onlarınki bir çeşit "güç istemi" idi. Onlar kesinlikle ve kesinlikle faşist idiler. Onları çok seviyorum. Ama isimlerini bile bilmiyorum. Dolayısıyla onlar sevildiklerini hiç bilemeyecekler Ama tarih görünmeyen eller tarafından yazılır. O eller biraz görünür kılınsaydı, ben bu imkanlardan mahrum kalacaktım. Ne kadar iğrenç bir insanım ben. Bana bunca imkanı sunanlara binek hayvanı muamelesi yapıyorum. Ama şu da var: onların yarattıkları şeyler sonsuz sayıda değişkenin etkisiyle meydana geldi. Sayılamayacak kadar çok tesadüfün bir araya gelmesi onları yaratmaya itti. Öyleyse yarattıklarını bu kadar sahiplenmeliler mi? Aslında başarıları sahiplenmek yerine bunu bir tesadüfler bileşkesi olarak algılasalar, büyüklüklerine büyüklük katacaklar.... Sevenler ne üretiyorlar acaba? Onlar tüketiyorlar. Nasıl kızmasın faşist ![]() ... Esasında sadece faşizmin psikanalitik yorumları üzerine bile uzun uzun yazılabilir. Özgürlükten feragat özgürlüğü üzerine uzun uzadıya yazılabilir. Faşist bireye evet, kitleselleşmiş faşizme hayır diyorum ve noktayı koyuyorum benden bu kadar şimdilik. Last edited by ugurokus; 2006-08-31 at 12:12. |
|
|||
|
Sevgili Frig;
Bahsetmiş olduğun bütünleşme ihtiyacı ya da özgürlükten feragat ihtiyacı artık "total" olana yönlendirilmiyor. Kimisi özgürlüğünü bi popstara kimisi futbol takımına kimisi siyasal partiye kimisi başka bir insana adıyor. Dolayısıyla faşizmin yeniden kitleselleşmesi kolay görülmüyor. Türkiye gibi geri kalmış ve milliyetçilikle endoktrine edilmiş toplumlar için tehlike tabi ki gelişmiş ülkelere göre daha fazladır. Faşist birey diye kastettiğim şey Nietzsche referanslı bir birey. Yoksa bir lider, komutan vs önünde robotlaşan ve komut yerine getiren birey değil. Zaten öyle biri birey olmaktan çıkmıştır artık. Ben farklı bir tanımlama ortaya koydum ideoloji bahsine dair, o da şu: ideoloji tekil insanın duygusal dünyasının fikir dünyasına yansımasıdır. Yani doğrudan doğruya duygularla alakalıdır. Zaten siyaseti de, ekonomisi de, sosyolojisi de hep duygularla paralel... Böyle bir mantıkla baktığın zaman faşizm, narsistik duyguların yansımasıdır dedim. Ama bu demek değil ki narsistik insanın farklı duyguları yok... Buradan da şuraya varıyorum demek ki ideolojiler söz konusu olduğunda aslında mutlak kategoriler de yok. Bugün zamanla yarışır kendimi gelişmeye adarım faşistimdir. Sokakta dilenci görürüm bi anlık merhamet duygularım kabarır yardım ederim komünist olurum- ki bu ikisi skalanın iki ucudur en nihayetinde... Beni mutlak bir kategoride olmaya iten şey olsa olsa yine özgürlükten kaçış ya da bütünleşme ihtiyacı olabilir. Sonuçta yine duygusal dünyamın bir yansımasıdır. Darmadağın bişiler yazdım silmeyecem
|
|
|||
|
Düşünce dünyasında, faşizmin babasının Nietzsche olduğu ya da buna benzer faşizmle teorik olarak Nietzsche'nin ilintilendirilmesi seyrek de olsa rastlanılan bir şey ama, daha yaygın olanı bunun basit bir yanlış olduğudur. Bu sadece benden bir not.
|
|
|||
|
Başlık "nietzsche" başlığına dönsün istemedim; ama bu adamdan bahsetmeden olmayacak. Zira piercingli asi gençlik çok sahip çıkar bu adama. Onda non-conformist bi yön buluyorlar; ama bu adam neden ahlaka karşı onu hiç araştırmamışlardır. Nietzschenin görece yalın bi şekilde fikirlerini verdiği kitabı deccaldır bana kalırsa... Faşistin önde gideni (hakkaten küfür gibi geliyo bi de önde gideni diyince ehueuhueh) olduğunu ispatlar. Kitapta faşistlikle ilintilendirilesi noktalar kabaca şöyle:
-Güçlü olan kazanmalı, zayıf elenmelidir -İnanç mutluluk verir; dolayısıyla yalan söyler (çok bomba laf yaaaa) -Mutluluğu değil; gerçeği/yaşamı isteyenler güçlü olanlardır -Gereksiz insan ölmelidir Nazizmle nietzscheyi yanyana koyduğun zaman arada derin uçurumlar yakalamak ta pekala mümkün. Nietzsche komüniteryen bi düşünce yapısını yıkan bi adam zaten. Şehitler doğruluğa zarar vermişlerdir der-ki şehitlik kurumu milliyetçiliğin çok kullandığı bir araçtır... Dine, ahlaka karşı... İnsanı sürülere ait kılacak herşeye karşı... Böyle bakanlar ve faşizmi nazizm referanslı olarak algılayanlar "olur mu efendim faşistlikle alakası yoktur nietzschenin" derler. Yani faşizmi kitlesel bir eylem tarzı gibi görürler... Ama ona bakarsanız ideolojilerin hepsi ancak kitleselleştiklerinde pratiğe geçerler. O zaman sosyalizmi de sadece sovyet rusya olarak görüp düşünsel temelini lenine mi bahşedecez? Nietzschenin düşüncelerini kitleselleştirmek için kullanılacak en uygun araç milliyetçilikti. Bir insan kütlesinin kendisini tek bir kişi gibi algılamasını sağlayabilecek en ideal araçtır milliyetçilik. Sovyet enternasyonalizmi bile sovyet milliyetçiliğine dönmek zorunda kalmadı mı? En azından bi dönem için milliyetçilik kollektif aidiyet duygularına -kayıtsız şartsız herkes için- hitap etmeyi başarabildi... 21. yüzyıl, faşizmle bir daha tanışsa bile, herhalde bu iskandinav black metalcilerinin faşizmi olur ehueuhuheuh... geyik geyik ciddiye almayın... ... Çelişkilerin adamıdır da... Hristiyanlığı yerden yere vurup, hristiyan çileciliğine benzer anti-hedonist bi çilecilik geliştirmiştir kendince (ama tamamen kendi içinde yaşar). Gerçeği/yaşamı yakalamak adına mutlulukla arasına mesafe koymuştur. Bireysel olarak cinselliğe karşı gibi bişidir bu yüzden... Salome faciasından önce böle bi tavır koysa helal olsun derdim ama... Neyse sallayalım. Gelgelelim kitlesel olarak cinsel sevginin özgürce ifadesinden yana (deccalın sonundaki manifestoya bakın). Buyur burdan yak! E hani mutluluğa karşıydın? Evet karşı ama bunu bireysel olarak yaşıyo, toplumsallaştırmıyo. Tam bir liberteryen... Koçum benim yaaaaa! Bıyıklarını yidimin euhueh... Pardon iice disiplinden koptum ben... Aslında içine gömdüğü sevgi, yaşayamadıkları... Bi anlamda farkında yani kendisini yaratan sürecin. "Mutluluk istemez bana gerçek lazım" diyo ama bunun bi yalan olduğunu kendi de biliyo. Ahhhh nietzsche ahhhh... Ağlama! Dünya yeni değerler yaratanların etrafında döner... ... Neyse biraz da kederlendim... Nietzsche-faşizm ilişkisini açtığımı düşünüyorum. Bişiyin ideoloji olması için toplumsal bi proje mi olması lazım? Hmmm bak böyle düşünürsek nietzsche'yi "aklamak" mümkün hale gelir. Zira onunki açıkça görüldüğü gibi toplumsal bi proje değildi. Açıkça filan görüldüğü yok gerçi. Baya deşmek gerekiyo onun çelişkilerini. Yoksa salt o manifestodan yola çıkarak: işte faşizmin (klasik ideoloji tanımıyla uyumlu olan faşizm) manifestosu da deriz... Ama dedim yaaa benim ideoloji tanımım farklı. Bundan ötürü nietzscheye faşist diyorum. Bunu söylerken küfür gibi de söylemiyorum. Zira pavlov-geçirmez yelek giydirdim beynime... Neyse yeter yazmışım baya bişiler... Last edited by ugurokus; 2006-08-30 at 11:40. |
|
|||
|
hoş bir yazı olmuş ama sosyalizm üzerine biraz daha konuşmak isterim seninle bir ara vakit olunca. hızlı düşündüğün belli ama biraz da sakin düşünelim birlikte. belki o zaman daha evrensel ve çözüme götüren bir yere ulaşırız.
|
|
||||
|
uzun uzun irdelenmesi gereken, doğru noktalardan yola çıkılmış ama yanlış sonuçlara ulaşılmış bir yazı gibi geldi. doğru cevap almak için doğru soru sormak lazım evet ama bu her zaman doğru yanıtı garanti etmez. bu yazıyı yazan arkadaş bireysel faşizm - kitlesel faşizm ayrımı yaparak yeni bir heyecan katmaya çalışmış ama yapılan manipülasyon sonucu ari ırk, yahudi soykırımı söylemlerinin çok fazla etkisinde kalınarak faşizmin sermayenin azgın bir yönetim biçiminden öte birşey olmadığı gerçeği bu yazıda da göz ardı ediliyor. daha uzun ele alırım ilerde demek istediklerimi. ama en azından bir şeyler ifade etmeye çalışan bir fikir yazısı. o yüzden saygıyı hakeder.
|
![]() |
| Thread Tools | |
| Display Modes | |
|
|