Seslisozluk.com Forums   Sözlük - Lost Password - Edit Account
Word Requests x Others | Helpful Answers


Go Back   Seslisozluk.com Forums > English language help, discussion and fun > Articles

Reply
 
LinkBack Thread Tools Display Modes
  #1 (permalink)  
Old 2006-07-11, 17:16
ucansandalye's Avatar
Senior Member
 
Join Date: Apr 2005
Location: no man's land...
Posts: 447
ucansandalye is on a distinguished road
Default Töre Cinayetleri

M. NACİ BOSTANCI

11.07.2006 SALI


‘Töre cinayetleri’

'Töre cinayetleri” adlandırması, sınırları belirsiz olmakla birlikte namus adına özellikle kadınların öldürülmesine dönük eylemlerin tanımlanması için kullanılıyor.


Adlandırmadaki vurgu, düşük eğitim düzeyine, az gelişmiş sosyo-ekonomik yapıya, aşiret bağları üzerine kurulmuş kolektif kimliğin egemen olduğu ilişkilere ve değerler dünyasına... Çünkü kadına yönelik cinayetler böyle bir sosyal zeminde meşruluk kazanıyor, destekleniyor ve etkin bir şekilde uygulanıyor.

Dicle Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aytekin Sır’ın “töre cinayetleri”yle ilgili olarak 430 kişi ile görüşmesinden elde ettiği sonuçlardan bazıları şunlar: Eşini aldatan kadının cezalandırılmasını düşünenler % 84, öldürülmesi gerektiğine karar verenler ise % 37. Diğer uygun görülen cezalardan bazıları ise “Ahıra kapatma, ağzını, burnunu kesme, intihara zorlama”… Sır’ın vardığı önemli sonuçlardan birisi de, cinayete karşı çıkmakla eğitim seviyesinin yükselmesi arasındaki güçlü bağın varlığıdır. Bir başka sonuç ise, farklı etnik-kültürel çevrelere ait olmanın tutumlar üzerinde bir değişiklik yaratmamasıdır.

Töre cinayetleri feminist okuma ile çözülemez

“Töre cinayetleri”ni lanetlemek, hukuken daha da ağırlaştırılmış cezalar talep etmek sorunun çözümüne çok az katkı sağlar gibi gözüküyor. Çünkü bunlar zaten 90’lı yılların sonundan beri yapılıyor. Kaldı ki hukuki bedeli en aza indirmek için cinayetler daha çok on sekiz yaşından küçük erkeklere havale ediliyor. Lanetleme, töre cinayetlerinin işlendiği sosyal iklimde muhtemelen “bir başka dünyaya ait, anlaşılması güç bir tutum olarak” değerlendiriliyordur. Hatta “namus” kavramına karşı duyarsızlığın bir ifadesi olarak görülüp, sessiz bir öfkeyle karşılanıyor olması muhtemeldir. Feminist okumayla oradaki iktidar ilişkilerini çözümleyip, kadının edilgen rolüne dayalı toplumsal ilişkiler sistemi üzerinden cinayetleri temellendirme yaklaşımı bazı haklı tespitlere sahip.

Ancak burada da bazen bu tavrın içerdiği antropolojik yabancılık ve temsil edenlerin “beyaz kadın” imgesi, üzerinde ayrıca düşünülmesi gereken problemler. Geleneksel yapıdaki erkeklerin “beyaz kadınlar”la olan ilişkileri onların değerler dünyasındaki “kadın”a karşılık gelmiyor, onlar egemen öteki dünyanın adeta cinsiyetsizleştirilmiş “buyurgan güçler”i. Ancak yine de bu “kadın kimliği” buyurgan gücün erkeklerine göre -ne söylediğinden tümüyle bağımsız olarak sadece varlığıyla dahi- daha tehdit edici. Çünkü onlar, kendi kadınları için sözlerden çok daha kışkırtıcı somut bir başkaldırı örneği olarak içeriye sızmış öncü güçler şeklinde görülüyorlar. Geleneksel dünyanın kadınları için ise onlar başka dünyanın ve şartların insanları. Açıkçası “töre cinayetleri”nin önlenmesi için değerli olan, “benim aklıma göre” sorunun çözümü için kimin ne yaptığı değil, “oradaki akla göre” hangi yöntemin ve yaklaşımın daha etkin bir şekilde sorunun çözümüne katkıda bulunacağı. “Töre cinayetleri” üzerine düşünüp çözüm yolu ararken, sorun alanının kimi hassasiyetlerini göz önünde bulundurmak ve bunları çözümde bir avantaja dönüştürmek için “okumuş aklın” dezavantajları üzerinde de düşünmek bunun için gerekli.

‘Mademki sosyo-ekonomik yapıyla “töre cinayetleri” arasında yakın bir ilişki var, öyleyse bunları sona erdirmek için yapının değişmesini beklemek gerekir’, şeklindeki zamana bırakılmış bir politikaya meşruluk kazandırmamalı. Bir başka dikkat çekici husus, töre cinayetlerinde gelenekle kutsallığın iç içe geçtiği, cinayetleri destekleyen değerlerin ve maddi otoritelerin bu iç içe geçmiş karma kültür üzerinde hayatiyet kazandığıdır. O zaman “töre cinayetleri”ne karşı mücadele edecek kamu otoritesinin ve sivil toplum kuruluşlarının bağlantı kuracağı öncelikli kesimler, bu toplumsal yapıda itibarlı konumlara sahip olan şeyh, ağa, aşiret önderleri, nihayet birkaç ailenin otoritesi durumundaki kişilerdir. Ancak burada da temel paradoks şu: Bu kişilerin otoriteleriyle, karşı çıkmaları istenilen değer ve tutumlar arasında canlı bir illiyet bağı var; bu insanlar otoritelerini önemli ölçüde zikredilen değer ve tutumlara ilişkin “olumlu” tavırlarından üretmekteler. Herhalde bu ilişkileri kuranlar, bu kişilerin otoritelerinin bir temel direğini ilga ederlerken, onun yerine bir başka direği sunmayı ihmal etmeyeceklerdir. Bütünüyle “modern bir toplum” oluşturmanın öncüsü gibi davranmak, oradaki rayiç değerleri ve ilişkileri aşağılamak, kamu otoritesine de yaslanarak bir moral çatışmaya girmek herhalde misyonerliğin zarif yöntemlerinden dahi yoksun ve tepki doğurucu bir yaklaşım olacaktır.

Medya, hayatı nerede ise aşk üzerine kurunca...

“Töre cinayetleri”nin yaygınlaşmasında bir başka neden, oradaki sosyo-ekonomik yapıya dışarıdan bir etki olarak, kitle iletişim araçları marifetiyle dolaşıma sokulan “yeni” değerler ve öne çıkartılan, onaylanan ilişki biçimleridir. Modern hayatın en merkezi temalarından birisini “aşk” oluşturmakta ve adeta bu kavram etrafında bir endüstri örgütlenmiş bulunmaktadır. Bunun kitle iletişim araçlarına yansıması, neredeyse her türden programda aşk ve erotizmin belli düzeylerde temsil edilmesi biçimindedir. Reklamlardan haberlere, nihayet dizilere ve yarışma programlarına kadar hemen hemen hepsinde kadın-erkek arasındaki gerilimli ilişki derinleştirilmekte, mistikleştirilmekte, neredeyse varoluşun en temel unsuru haline getirilmektedir. Unutmayalım ki namus cinayetleri bir aşk ilişkisinin ürünüdür. Zor şartlarda tabiatla mücadele ederek, ya da şehirlerin kıyısında tüm günlerini geçim mücadelesine harcayarak hayatlarını kazanan bu insanların, gerçek hayat şartlarının acımasız ve kaba hakikati karşısında, özellikle değerler çelişkisiyle baştan çıkartılmış bir aşk ilişkisine yelken açmaları şaşırtıcı değildir.

Kitle iletişim araçları ekonomik varoluşlarını köye değil şehre borçlu oldukları için, “Aman buradaki hassasiyetleri dikkate alın.” ifadesi beyhudedir. Ancak mevcut şartlarda şu söylenebilir: Televizyon kanallarında son yıllarda “kadın programları” çoğaldı. Bunlara yönelik kimi eleştiriler dile getirilse dahi, yaşanmış hayat hikayeleri üzerinden gitmeleri, doğrudan sorunun taraflarının kendilerini anlatmalarına aracılık etmeleri son derece olumlu. Her ne kadar televizyon dizilerinin hayali dünyasıyla bu programlarının gerçekliği acı -ve ironik- bir tezat teşkil etse de, mezrada yaşayan insanlar da dahil olmak üzere herkes bu kadın programlarından hayatın gerçek yüzüne, pırıltılı kavramların reel dünyadaki karşılığına dair sonuçlar çıkartabilir. “Töre cinayetleri”nin arka planındaki “kurtarıcı aşkın zehirli ışıltısı” muhtemelen bu türden programlarla çekiciliğini bir ölçüde de olsa yitirebilir ve insanların kendi gerçek hayatlarıyla yüzleşmelerine bir zemin hazırlayabilir.

Soruna ilişkin bir başka husus adlandırmayla ilgili. Bu adlandırma zikredilen cinayetlere karşı çıkışın etkisini zayıflatır. “Töre” dediğimiz kolektif kimliğe ait yazılı olmayan kurallar büyük oranda geçmişe ait olabilir, fakat “geçmiş” pratik yönlerinin ötesinde bir “anlam” olarak bugünkü kolektif kimliğin içinde yer alır. Töreye ilişkin uygulamalar şehirli bir toplumda karşılık bulamasa dahi, geçmişten geleceğe uzanan kolektif kimlik tasarımında “töre” de olumlu bir atıf olarak o tanımlanamaz “öz”ün içinde yer alır. Dolayısıyla “töre cinayetleri” denildiğinde burada, toplum olmanın kaçınılmaz ortaklıklarına ilişkin bir zımni karşı çıkış, bu cinayetlerin hemen yanı başına yerleştirilen ve adeta cinayetlerin bir gerekçe gibi kullanıldığı bir reddediş tavrı okunabilir.

Bu zalim, kabul edilemez, aynı ülkede soluk alıp veren herkesin payına o utançtan bir pay düşüren cinayetleri önlemek için toplumsal mutabakatı en geniş şekilde ve “derinliğine” sağlamak, bu yönde çaba göstermek, bu çabanın bir parçası olarak eleştiri ve özeleştiri mekanizmalarını harekete geçirmek hepimizin görevi.



11.07.2006
Reply With Quote


  #2 (permalink)  
Old 2006-07-11, 20:46
Senior Member
 
Join Date: Nov 2005
Posts: 185
ugurokus is on a distinguished road
Default

"Modern" toplumdaysa kimileri de travestileri öldürmek istiyor. Demek ki bağnazlık salt belli bir sosyo-ekonomik yapıya has birşey değil.

Last edited by ugurokus; 2006-08-30 at 11:58.
Reply With Quote


Reply

Thread Tools
Display Modes

Posting Rules
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is On
Smilies are On
[IMG] code is On
HTML code is Off
Trackbacks are On
Pingbacks are On
Refbacks are On



All times are GMT +3. The time now is 05:33. (Turkiye time zone)


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2009, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.3.2
Copyright © 1999-2009 seslisozluk.com. All rights reserved. Her hakkı saklıdır.