Ders 3:
http://www.ekorehber.com/haber.php?haberno=16936
Türkiye özelleştiriliyor (Yiğit Bulut, Radikal)
04/07/2005 - 11:44
Bu yazının başlığını çok düşündüm. Algılamanın Telekom satışıyla zafer noktasına geldiği bir ortamda nasıl bir başlık atmalıydım? Aklıma birçok alternatif geldi, son olarak kararım, 'Başbakan'ın söylemleri' cümlesi şeklinde olurken cumartesi Milliyet'te Abbas Güçlü'nün 'Başbakan boş konuşuyor' başlıklı yazısını ve Emin Çölaşan'ın, Şükrü Kızılot'tan aldığı mektupta geçen '4 milyon dolara özelleştirildikten bir hafta sonra alan tarafından 8 milyon dolara Yunanlılara satılan' Karadeniz gemisinin hikâyesini anlatan 'Türkiye'nin son gemisi de battı' cümlelerini okudum. Bu satırları okuyunca umutlandım ve hâlâ direnen, hâlâ gerçekleri göstermeye çalışan yazarların çırpınışı bana yeniden hayat verdi. Başlığı da bu ruh hali içinde koydum; Türkiye özelleştiriliyor, yani satılıyor...
Evet, sevgili dostlar, ister özelleştirme deyin ister globalleşme veya küreselleşme, bir gerçek var ki, çok acı ve çok acımasız; Türk devletinin sahip olduğu mallar ne pahasına olursa olsun satılıyor... Satılırken, AB'de, ABD'de veya '3. Dünya'ya ait olmayan diğer ülkelerde' aynı satışların nasıl yapıldığını dahi bilmeyenler, bu satışları alkışlıyorlar, tempo tutuyorlar. Bu noktada en güzel örnek; 3. Dünya harici Telekom şirketini blok satan tek ülke Türkiye...
Peki ben ne demek istiyorum, Türk Telekom satışı kötü mü bitti? Olaya fiyat açısından baktığımızda oluşan sonuç bugüne kadar Türk kamuoyunun algıladığı daha doğrusu 'algılatılan' fiyat aralığından oldukça yüksek. Hatırlarsanız son yıllarda tartışılan fiyatlar içinde 2 milyar dolarlık toplam değerden bile bahsedenler olmuş, hatta CNN TÜRK'teki programlarda ve bu köşede kısa bir süre önce Fas Telekom örneğinden yola çıkarak 'En az 10 milyar dolar eder' tespitimize bazı arkadaşlarımız çok gülmüşlerdi...
Bu noktada kriter makasını biraz daha geniş tutmak ve fiyat ile ilgili antitezden başlayarak satış ile ilgili önemli noktaları soru-cevap şeklinde sorgulamak istiyorum...
- Fiyat iyi bir fiyat mı? Algılatılan fiyata göre 'iyi' ama detaylara bakınca aynı tespiti yapmak mümkün değil. Türk Telekom'un geçen yıl kârı 1.5-1.7 milyar dolar arasında. Bu kar içinde taşınmaz malların satışı gibi bir durum da yok. Sadece faaliyet kârı. Şirketi alanlar, paranın 1-1.5 milyar dolarını peşin ödeyip gerisini 5 yıllık bir vadede ödeyecekler. Bunun anlamı çok açık; peşinatı verip gerisini şirketin taşınmazlarının bir kısmını satarak veya elde ettiği faaliyet kârından karşılayacaklar. Daha doğrusu; peşinatı ödedikten sonra Telekom'u var olan yapı içinde çalıştırmayı başarabilirlerse bedavaya büyük bir Telekom şirketinin sahibi olacaklar. Bu noktada Güngör Uras'ın bir tespiti çok önemli; Uras'a göre şirketin kasasında şu anda peşinatı ödeyecek paradan daha fazla nakit var, peki bu para ne olacak?
- Satılan Telekom'un tapusu mu yoksa işletme hakkı mı? Bana göre tapusunun satışı söz konusu dahi olmaz. Nedeni de çok açık; şirketin A.Ş. olarak kendi ait taşınmaz malları olabilir fakat şebekenin yani hizmetleri sağlayan alt yapının geçtiği veya kurulu olduğu alanlar özel veya kamu malı. Örnek; benim bahçemde yani tapulu malım içinde alt yapı odası var. Özel şirket hangi hukuki temele dayanarak arazim içine girecek burayı kazarak tamir edecek veya genişletecek? Aynı mantık Hazine'ye veya belediyelere ait arazilerden geçen altyapı içinde geçerli. Dolayısıyla tartışmanın sonucu çok açık ve net; şebeke TT'nin mali değil, kamu ve özel arazinin içinde bulunan milli bir değer. Şebekenin işletme hakkını elinde bulunduran TT satılarak işletme hakkı devredilebilir ama şebeke varlık olarak satılamaz. Bu noktada bir hatırlatma daha; Türk Telekom A.Ş. kendi kaynakları ile o şebekeyi kurmadı. Daha TT yokken, şebeke bizim vergilerimiz ile bizim ve kamunun arazileri içinde tesis edildi. Dolayısıyla kendinin olmayan bir malı, TT'nin satılması ile satmaya aracılık etmesi mümkün değil...
- TT çalışanları artık özel şirket çalışanı mı? İşletme hakkının satılması çalışanların özlük hakları açısından yeni düzenlemelere yol açsa bile, yapılacak hizmetin aynı ölçüde yerleşik başka bir şirket olmadığı sürece kamu hizmeti sayılması gerekir. Dolayısıyla TT çalışanları memur statüsünden çıksalar dahi kılık-kıyafet açısından memurların uyması gereken Cumhuriyet yasalarına saygılı bir şekilde giyinmek zorundadırlar. İşletme hakkının satılması, bugüne kadar uygulanan giyinme ile ilgili kuralların ihlal edilmesi hakkını doğurmaz...
Sevgili dostlar, TT'nin satışı ile ilgili çekincelerimi paylaştıktan sonra son olarak hayata dair bir tecrübe paylaşımıyla sizlere veda etmek ve konuyu da biraz dağıtmak istiyorum. Eğer yeni bebeğiniz olduysa ve uyuyamıyorsa 'omuzlarına ağırlık koyun' göreceksiniz çok daha rahat bir uykuya dalacak, hatta hiçbir şeye uyanmayacak... Ben son 4 yıldır gözlemleyerek test ettim; omuzlarında ağırlık olanlar daha derin uyuyorlar...
Yazar burada ne demek istemiş?
Yazar demiş ki... Birileri bizi götürüyor!!!
Ders 4:
http://www.ekorehber.com/haber.php?haberno=16915
Küçük yatırımcı bir 'hiç'tir (Yiğit Bulut,Radikal)
28/03/2005 - 10:22
Yukarıdaki cümle benim tespitim değil, son birkaç ay içinde kesinleşen ama son 25 yıldır yaşanan her dinamikte ortaya çıkan bir gerçek...
Sevgili dostlar, Turkcell'i yabancılara sattık, borcu tahsil ettik diye zil takıp oynadığımız şu günlerde özellikle çağrı muafiyeti ve yabancılara satış konusundan yola çıkarak bazı tespitlerimi sizlere aktarmak istiyorum...
1- Turkcell'in yabancılara satışı 'devletin Çukurova gurubundan' borçlarını tahsil etmesi açısından olumlu olmak ile birlikte Türkiye'nin en yüksek teknolojiye haiz ve en yüksek nakit akışı potansiyeli olan şirketinin yabancıların eline geçmesi açsından olumsuzdur. Bu noktada gözden kaçmaması gereken nokta; bu şirketin ya Çukurova, ya yabancılar seçeneği dışında da değerlendirilebileceği ve aynı zamanda stratejik olan bu yapının Türk halkının elinde kalabileceğidir... Örnek: yabancılara satılacak kısım yapılacak kanuni düzenlemeler ile halka arz edilebilir veya devlet bünyesinde yaşatılarak yerli konsorsiyomlar için ihale açılabilir. Bu kadar borç ile Turkcell ve Yapı Kredi'nin hâlâ Çukurova'nın karar verebileceği bir dinamik içinde tutulması yanlışlığın başladığı noktadır...
2- 'Çağrı yapılmazsa' almayız diyen yabancılar şunu iyi bilmelidir ki; burası muz cumhuriyeti değildir. Değildir ama malesef bu tezi doğrulayan adımlar ne Yapı Kredi ile ilgili tasarruflarda ne de son örnek olan TEB'in satışında atılamamış ve maalesef küçük yatırımcı mağdur edilmiştir... Örnek: BNP, bin lira nominal değerli TEB hissesi için yaklaşık 12 bin lira ödedi. (TEB'nin satışı 453 milyon dolarlık piyasa değerine göre yapıldığı anlaşılıyor) Aynı hissenin borsa değeri ise o gün 7 bin lira civarındaydı.
(SPK Kanunu'na göre bir ortaklık, başka bir şirketin sermayesinin veya oy haklarının yüzde 25 veya üstüne sahip olduğunda, diğer hissedarlara da 'hisselerini satmak isteyen varsa, satın alabilirim' çağrısı yapmak zorunda). Bu yapılmadı ve patron hisselerini satarken, küçükler 'hiç' sayıldı. O günden sonra da yatırımcıyı tatmin edebilecek bir fiyat ve hacim oluşmadı. Hisse bugün 7 bin 650 TL... Bu noktada TEB'in grafiğini de sizlere aktarıyorum...
3- Son 25 yıl içinde çıkan krizlerde yabancılar paralarının hepsini alırken, Türk vatandaşları hiçbir şey alamadılar. Bildiğiniz gibi son düzenlemeler ile IMF'nin istekleri doğrultusunda yabancı bankaların Türkiye'deki finansal kurumlara verdikleri borçlar ve açtıkları pozisyonlar garanti altına alındı. Böylece orta vadede oluşabilecek bir dalgalanmada yüksek getiri tercihi ile Türkiye'ye giriş de risksiz hale getirildi...
Sonuç: Başlığı yorumsuz tekrarlıyorum; küçük yatırımcı hele Türk vatandaşı ise bu ülkede maalesef sadece 'hiç' ve bu 'hiçlik' ne AB ne IMF ne de içeriden gelen sözde reformlar ile değişmiyor...
Yazar burada ne demek istemiş?
E, anlayın artık.
bkz. son paragraf