Merhaba sevgili Uğur, makalene bir filolog, linguistikçi olarak değil de siyaset bilimi, kısmen ekonomi ve kısmen de sosyoloji perspektifinden bakacağım. Çünkü diğer konularda yardımcı olamıyorum. Şimdiden affına sığınıyorum. Sen daha çok şekilsel açıdan bakılmasını istiyorsun ama ben içerik açısından yazdıklarını okuycam.. Umarım hiddet ve şiddetini celbetmem
When it comes to the creation of a communist society, abolition of private property is seen as an unavoidable part of the process. In order to achieve the socially optimal allocation of resources, it's a must to prevent social surplus to accrue to capitalists and create a public economy instead. By doing so, you can put an end to maldistribution of resources and such a model theoretically seems wise and much more productive. Just imagine a shift of resources from unproductive sectors to productive sectors! It's bound to create an abundance in the economy in a reductionist way of thinking. However the production process is not something theoretical at all. The very hands of the producer seems reluctant to work efficiently when he is supposed to have a social motivation. Briefly, the whole matter is not merely a change of ownership, but a change of society. If you choose to interfere in economy in the name of so-called public good (no easy job to define that), that wouldn't make sense at all. Such an approach would be authoritarianism.
Evet kamusal mallar adı altında ekonomiye müdahale edilmesi otoriteryenliktir. Ancak 29 Bunalımından sonra bu otoriteryen yaklaşım serbest piyasa ekonomisine çeki düzen verdi. Keynes 1936 basımlı kitabı "The General Theory of Employment, Interest and Money" kitabında ekonomik durgunluğa karşı çukur kazdırıp, çukur doldurma politikasını önerdi. Bu sayede devlet kamuya belli bir satınalma gücü enjekte ederek müdahale etmiştir. Sonrasında talep artmış, beraberinde üretim artmış, stoklar azalmış, tasarruflar artmış ve yeni yatırımları finanse edecek boyutlara ulaşmıştır. Otoriteryenlik, piyasanın gizli elini sıkmak ama yine de büyük buhrandan çıkılmasını mümkün kılmıştır. Ayrıca otoriteryenlik bazen tek elden ve halka rağmen halk için prensiplerle hareket edildiği zaman yararlı da olabiliyor. Evet sosyalizm sadece üretim araçlarına mülkiyetin yada genel olarak mülkiyetin el değiştirilmesi değildir. Toplumsal sınıfların ekonomiye dayandığı tezini sürdüren Sosyalist yaklaşıma göre de otomatikman toplumsal bir değişiklik ayrıca.. Çünkü üretim araçlarına mülkiyet ile üretim biçimi ve üretim biçiminin içinde de üretim ilişkileri mevcuttu. Sonrasında üretimden pay alma sürecinde de dağılım ilişkileri gündeme gelecektir. Bu tabiidir.. Sosyalizmi ekonomik ve sosyal bir takım hedefler koymasının ötesinde insanlıgın iyiye yönelik bir ideali olarak da algılamak mümkün. Bilimsellik içerdiğini idda etse de aslında iyiye yönelik bi idealdir ve romantik bir yaklaşımdır aynı zamanda..
If production tends to cluster among the profitable sectors in this system, what will become of the disadvantaged people in society then? Shifting of manufacturing bases today is a good example to show how the equilibrium in the free market works.
Çok uluslu şirketlerin küresel ölçekteki üretim şekillerine atıfta bulunmuşsun sanırım. Ucuz işgücü bulduğu yerde üretim yapanlardan söz etmişsin. Yani ekonomik ifadesiyle uzun vadeli yabancı sermayeyi ya da foreign direct investment'ı anlatmışsın.. Evet ucuz üretim yapıyor, ucuz iş gücü kullanıyor, gittigi ülkenin ödemeler dengesine uzun vadeli ve belki de kalıcı etkilerde de bulunuyor. Hatta ve hatta teknoloji de götürüyor. Ama gittiği ülkenin çevresini pek de dostça kullanmıyor. Tahrip ediyor zehirli atıklarla kirletiyor ve yarattığı olumlu etkilere karşın birtakım olumsuz dışsallıklar da yaratıyor. Ki doğrudan yatırımlar çoğunlukla az gelişmiş ülkeler arasında yapılmamaktadır. Çünkü sermaye gittiği yerde istikrarlı bir devlet, karmaşık olmayan bürokratik örüntüler ve sağlam bir enfrastrüktür istiyor. Bunları da kendi aralarında birbirlerine sunuyorlar bu ülkeler. Dolayısıyla bizim gibi yabancı ülkeler açısından ciddi bir doğrudan yabancı sermaye yatırımından bahsedemeyiz. Ülkemize gelen yabancı sermaye ise teknoloji getirmekten, ekonomik büyümeye katma değeri yüksek mallarla katkıda bulunmaktan çok tüketim malları satışıyla sınırlanmıştır. Üstelik oluşan karların, dividantların transferiyle de kendi vatandaşlarımızca yapılabilecek olan tüketim malları satışını yapmak suretiyle de bir sömürü mekanizması kurmaktadır. Yani al gülüm ver gülümlü bir ilişki olmaktan çok al gülüm üzerine kurulmuş bir ilişki düzeyi bu. Ayrıca olaya istihdam açısından bakarsak da durum pek iç açıcı degil. Çünkü bunlar hem yerleştikleri ülkelerde ucuza işçi çalıştırmakta hem de bir takım sosyal güvenceleri de çalışanlarına sağlamamaktadır. Durum dışardan göründügü gibi degil.
For instance, to produce shoes may not be profitable anymore, however if an entrepreneur produces shoes in an advantaged place in terms of costs, then he's to keep high profit margins and keep launching those low-profit making products into the market. Therefore an average consumer can not be damaged under such conditions provided there is a free market in the world.
The fact that the system is losing it's competitive nature day-by-day makes no sense for me. This is because, at any rate, there will still remain an extent to which capitalists have to price their products: that is the flexibility of demand.
Tipik serbest piyasacı yaklaşımlar.. Eşitsiz ve asimetrik ilişki düzeyinden aslında her iki tarafında kazançlı çıktığı şeklindeki meşhur yutturmaca.. Talep esnekliği eğer varsa bu doğrudur. Peki talep esnekliğinin çok düşük olduğu, sıfıra yakıın esneklik değerlerinde kapitalist fiyatı indirmeye yanaşacak mı? Buna hayır denilmeli çünkü flexibility yok.. İstedign fiyatı koy hiç şaşmaz.. Tüketici tüketmek zorunluluguyla karşı karşıyadır. Üreticiye ya da Ugur'un tabiriyle kapitaliste yansıma riski sıfır düzeyine yakındır. Şimdi bunu anlarsak hükümetin neden sürekli sigaranın vergisini, akaryakıtın vergisini, iletişimin vergisini artırdıgını da anlarız. Bunların esnekliği yok gibi bişey de ondan. Devlet sıfıra yakın riskle koyduğu vergiyi toplayabilmektedir. Neden? Çünkü bu malların talep esnekliği düşüktür.
...
Imagine all units in the economy produce as much as they can rather than on an rationally optimal level. That would be great of course. At this level of machinery and capacity of production, we don't have to work for hours.
Ekonomide optimalite kavramını pareto çok kullanır..Winfredo Pareto.. Kaynak dağılımında optimalite, kaynak kullanımında optimalite.. Kendi kaynaklarını doğru dürüst harekete geçiremeyen bizim gibi az gelişmiş ülkeler için optimalite söz konusu olamaz.. Bir takım yapısal sıkıntılarımız vardır.. İhracatın ithalata bağımlılığı gibi.. Üretimdeki kapasite kullanım oranlarımız bile o kadar düşük seviyelerdedir ki.. Optimalite bizim için ham bir hayal olarak kalmaya devam edecektir. Ne zaman ki tüm kaynakların kullanımı yükselir, istihdam ciddi bir aşama kaydeder işte o zaman optimaliteden bahsederiz.
The example of the USSR has already proved that we could only work for a few hours to live our life. I'm not against this ideal of course- no one would be either. On the other hand we should draw our lessons from history. Both in so-called socialist countries and mixed-economies, public sector had a visible efficieny problem.
All I want to say is that we have no right to usurp what others have in the name of public good. I know the instant answer for that: but they usurp the surplus-value. Yeah you're damn right! But this is the only way for development as I said before, people are reluctant to do better without an individual reward.
Haklısın bizim kimsenin sahip olduklarını alma hakkımız yok. Özellikle kamusal mal adı altında.. Diyorsun ki insanlar bireysel motivasyonları olmadan daha iyisini yapmak konusunda gönülsüzdürler.. Tabiki haklısın.. Buna karar verecek olan devlettir. Bazı mal türleri vardır ki bunlar saf kamu malıdır. Mesela, otoyollar, mesela adalet hizmeti, emniyet ve asayiş hizmeti.. bunlar saf kamusal mallardır. Bunları devlet kişilerden gelirlerine göre vergi alarak finanse eder. Ama bazı mal türleri ise yarı kamusaldır. O zaman bu hizmetlerden yararlananlardan belirli bir düzeye kadar hizmetin finansmanıına katkıda bulunmaları beklenir. İnsanların ortak yaşamalarından doğan ihtiyaçları tabi ki saf kamusal mallardır. Bunlar da elbette tüm vatandaşların gelirlerinden belirli bir oranında vergi alınmasıyla finanse edilecektir. Demek ki bu durumda usurp yapabiliriz.
I'm not happy to say that but let's face the the fact!
What if I become happy when I see the smile of a destitude man? That's also a kind of individual reward. The motivation behind doing better job is individual anyway!
Buna sen inanıyor musun sevgili Uğur.. Yani fakir fukaranın yüzünün güldügünü gördügün zaman mutlu olmak. E zaten zenginlerin büyük bir kısmı ki bunların içinde spekülator George Soros da var, kurdukları vakıflarla fakirlere iyilik yapıyorlar.. Onların yüzlerini güldürüyorlar güldürmesine de geçici bir süreliğine.. soğuk olduğu şüphe götürmez, iğreti gülüşler yaratıyorlar çünkü.. Sus payı verdiğini söylemek ileri gitmek olsa da böyle de ifade bulabilir bu durum.. Onlarn fakirliklerine karşı kendi acımasızca zenginliklerinin kendisini tatmin etme, vicdan azabından kurtulma çabası gibi de düşünmek mümkün.. Çünkü sistemin yarattığı asimetriye karşı kalıcı bir çözüm getiremiyorlar.. Sosyalizm bu noktada kökten ve kalıcı çözüm getirmek istediği için bu tür anlayışlardan ayrılıyor..
Then we should better place our focus on "what can make people selling their Ferrari's to get changed" or "Why people want more power and credit? Aren't they given credit as a human being?" rather than a proletarian revolution (I don't believe there remains proletariat anymore but it's a long debate itself). My second question may give an answer to the very familiar one: "Why Jewish people are rich?". It's me and you who makes some people outcast! Do not just complain about the system buddy! Coz we create and reproduce it evvvverrry day!! It's the reflection of what people already are. If you're reluctant to turn the unnecessary lights off when in your college or at your home, you should admit that this system has built itself on a right base- that is the complacency of average person.
Emeğiyle geçinen herkes proleteryadır aslında Ugur.. Kelimenin en katı anlamıyla.. Kapitalist sermayeden sermaye kazanan, paradan para kazanan adamdır.. Oysa proleterin beyin ve/veya kol gücü vardır sadece.. Dolayısıyla prolter halen vardır teorik jargona uygun konuşursak.. Çünkü kapitalistin anti tezidir.. Yahudiler neden zengin? Dünyanın ilk bankacıları yahudilerdir.. Hatta İngiltere'de Rochild'ler vardır. Bunlar bankanın olmadıgı zamanlarda kralların savaş harcamalarını da finanse ederlerdi. Ciddi birer sermayedardırlar, iş disiplini had safhadadır ve savunma mekanizması olarak da hep birlikte hareket ederler.. Birbirlerinin zararlarını finanse ederler.. Birbirlerine düşük faizli kredi verirler.. Kimi seküler, kimi en katı anlamda kabalacı olsa da yahudilik kimligi etrafında birleşirler bunlar.. Mesela sionizmin fikir babası olan Theodor Herzl seküler bir adam olmasına ragmen Sionizm gibi bir idealin fikir babası olabilmiştir. Bu konunun daha farklı, tarihsel ve ayrıntılı açılımları var o nedenle kısa kesiyoruz.. Tek nedene baglayamıyoruz zaten.. Kimi nedenler sonuç aynı zamanda..
...
You still believe that proletariat is the only progressive challenge to the capitalist system? I'll just let you remember 1968 then. Who sparked the 68 movement and brought Paris to the brink of revolution was students. We do not have the right to put the burden of a historical breakthrough to the shoulders of some stupid and ignorant sweatshop-men. Not really interested
in the discussion of whether any personnel not having a direct participation in the production process is proletariat or not, coz the new face of capitalism makes such debates senseless as vertical social mobility is just a matter of effort today (of course this is valid for some income groups).
Öğrenci hareketlerinden bahsediyorsun evet.. 68 öğrenci hareketleri.. Fransa'da çok etkili olmuştu bu hareketler.. Tarihsel bir büyük olayı bu adamların sırtına bindiremeyiz diyorsun.. Ben de diyorum ki peki Hristiyanlık dilencilerin, miskinlerin ve düşkünlerin, mahkumların çabalarıyla oluşmadı mı? Hristiyanlık bir büyük tarihsel olgu değil midir? evet.. Ayrıca gençler, öğrenciler gençlik enerjileri ve daha az korkak olmaları nedeniyle tarihsel itilimin pekala anahtarı olabilirler.. Bunların proleter olması üretim sürecine katılıp katılmamaları da önemli değil.. Sınıf bilincine sahip olmaları yeter sebep olamaz mı? Geldikleri toplumsal tabaka bilinçlerini ve dolayısıyla harketlerini belirleyemez mi? Belirler.. Kapitalizmin yeni yüzü buna imkan vermiyor diyorsun ama yüzyıl önce de böyle denilmişti.. Ama sistem kendi içinde bir tıkanma yaşadı.. "Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler" yaklaşımı tavsamadı mı? Süreç sonrasında ekonomiye müdahale ile belirli bir rehabilitasyona girdi.. Bugün veya yarın olmayacagını kim garanti edebilir.. Bence bunun olup olmaması tarihsel anlamda sonraki süreci belirleyecek.. Bu kutuplaşma düzeyinin tolere edilip edilememesine bağlı.. Çünkü kutuplaşma giderek derinleşmektedir..
...
You still uphold the so-called "scientific socialism" as the only truth and dismiss any change coming from the change of capitalists as "utopian socialism"? I find the latter as being the scientific one. I just turn the model of Marx upside down -by no means I find his model irrevelant. I think that there is a psychological base and an economical superstructure.
There are two elements in that psychological base:
1-Social instinct
2-Sex drives
Esasında bilimsel sosyalizm de teorik bir çalışma başlı başına.. Pratiklik ayağı kırık olan ama zihinsel bir jimnastik bu.. Tarihsel materyalizme dayanan bilimsel sosyalizm.. Üniversitedeyken her yeri süslerdi bu bilimsel sosyalizm saçmalıkları.. Kirlli sakallı, pasaklı ve idealist gençlerin durmadan dillerine pelesenk ettikleri ve yemekhanedeki sodexo firmasını protesto ettikleri o meşhu sloganlar aklıma geldi.. Evet bilimsel sosyalizm de içi boş bişey..
I don't wanna write a long and boring article at all. So I don't need to elaborate this model in details as it's not so unique at all. You can clearly find the impact of Frankfurt School on this model. However I would love to share my optimistic feelings for a better tomorrow (Now you'll understand why I don't find Marx's model irrevelant.).
Frankfurt okulu.. Eleştirel kuram.. Modernizmin ve iyimserliginin çöktügünü ayan beyan ortaya koydular bunlar.. Ama hepsi de marksistti bu adamların.. Onlar sistemin artık çöktügünü ve rehabilite edilmesi gerektigini ortaya koydular.. İyi niyetleri irrasyonaliteye açılan bir kapı olarak görüldü.. Oysa onlar tarihi yapı soküm (deconstruction) metoduyla okuyup, ilkeleri de bu metodla eleştirerek hale yola sokmayı düşünmüşlerdi.. Bugünler de tek temsilcileri Jurgen Habermas'tır bu ekibin.. O da rasyonel topluma doğru kitabında anlattıgı gibi rasyonalite için yeni bir metodolojinin benimsenmesinden dem vurmaktadır...
Power (in the meaning that Foucault employs) had imposed restrictions and regulations on sex life till the emergence of social classes.
Foucault'un iktidar okumalarında iktidar somut bir şeye işaret etmez.. İktidar her yerdedir.. İktidar hapisanededir.. İktidar bilgidedir.. İktidar bilimdedir.. İktidar okuldadır ve hatta iş yerlerindedir.. İktidar heryerdedir.. Yukarda bahse konu olan cümleler sanırım 'Cinselligin Tarihi' kitabına işaret ediyor ve iktidarın sadece bir vechesidir bu sex yaşamı üzerindeki iktidar.. Oysa sadece bununla da sınırlı değil.. Öte yandan tarihi böylesi iktidar odaklı bir indirgeme ile okumak da başlı başına problematik ama bir teorileştirme çabası olduğu için yine de hoşgörüyle karşılamak gerek..
Daha yazardım sevgili Ugur da sıkıldım ve parmaklarım ilerlemiyor daha çok.. Ama herşeye karşın ufuk açıcı ve farklı bir çok konuyu bir araya getiren ve multidisipliner bir essay bu.. O bakımdan çabalarını takdirle karşılıyorum